Game of Thrones - Taht Oyunları

GAME OF THRONES | 8. Sezon 1. Bölüm inceleme ve Analiz

Game of Thrones kim ne derse desin bence 8. sezona harika bir başlangıç yaptı. Sekizinci sezonun henüz ilk bölümde sezon boyu bizleri nelerin beklediği görmenin heyecanını yaşadık. Bu yazıda sekizinci sezonun ilk bölümünde neler yaşandığına göz atalım.

Öncelikle ölüler tarafına bakalım.

Yedinci sezonun sonunda duvarın düştüğünü ve ölülerin onu aştığını öğrenmişti. Bu sezona damgasını vuracak ve tüm krallıkların kaderini belirleyecek olan ölüler güneye ilerlemektedir ve ejderhalardan birisi onların kontrolüne geçmiştir. Bölümün boyunca Gece Kralının kendisi görülmez ama gönderdiği mesaj alınır (duvara bir çocuğu asmışlardır). Ölüler Kış Tepesine doğru ilerlemektedir ve savaşın orada geçeceği artık kesindir.

Kış Tepesinde Neler oluyor?

Durumun ciddiyetinin herkesten daha çok farkında olan kişi Jon Snow’dur. Ölülerle daha önce savaşan ve onları gören Jon Snow 7. Sezonun sonunda Kış Tepesini kurtarabilmek için tacından vazgeçebilmiş ve ejderha kraliçesi Daenerys Targaryen’ın önünde diz çökmüştü.

Ölülerin yaklaştığının ve hızla ilerlediklerinin farkında olan Jon Snow, kardeşi Sansa ve ejderha kraliçesi tüm sancakların Kış Tepesine çekilmesi emrini vermiştir. Onların yavaş yavaş kalede toplandığını görürüz. Daha önce Jon Snow’a söz veren bazı küçük lordların bu sözünü yerine getirmedikleri de görülmektedir.

Kralın Şehri ve Cercei Lannister

Cercei Lannester’ın neler yaptığına bakarsak ilk gözümüze çarpan detayın Cercei’nin her zamanki gibi çok ince hesaplar içerisinde olduğu… Ona ölülerin duvarı aştığı söylendiğinde hiç endişe etmediğini ve sadece güzel, diyerek tepki verdiği görülmektedir.

Cercei’nin 7. Sezonda yaptığı müttefiklik planları işe yaramış ve 20.000 kişilik ordusuyla Altın Mürettebat onun krallığına gelmiştir.

Cercei’nin, Jon Snow’un yanında yer alan kardeşleri için de iyi düşünceler içinde olmadığı eğer savaştan bir şekilde sağ çıkarlarsa onları öldüreceği anlaşılmaktadır. Cercei Lannester ayrıca birisine suikast düzenlemesi için Bronn’a görev vereceği de görülmektedir. Bu kişinin kim olduğu şu an için belirsiz ama ejderha kraliçesi olmadığı kesindir.

Sansa ve Daenerys Targaryen Arasındaki Yeşeren Düşmanlık

Bence 8. Sezona damgasını vuracak ve çok büyük kayıplara ve acılar sebep olacak en büyük düşmanlık Sansa’nın ejderha kraliçesini kabullenmemesiyle filizlendi bile.

Henüz ilk karşılaşmada Sansa’nın ona bakışları ve onunla resmi bir ağızla ve deyim yerindeyse buz gibi konuşması aralarının iyi olmayacağını gösterdi. Sansa daha sonraki toplantıda ejderhaları nasıl besleyeceğin bilmediğini söylediğinde Daenerys’ın bir anne içgüdüsü ile nasıl saldırganca cevap verdiğini gördük (Daenerys, Sansa’ya bakarak ejderhalar ne isterse onu yer, dedi).

Sansa’nın ona düşmanlık besleme nedeni öncelikle Jon Snow’un onun önünde diz çökmesi ve tacını bırakmasıdır. Onun kendi kraliçesi olmasını hazmetmek istemiyor ve ona karşı asla boş durmayacak. Gizlice yaptığı bir konuşmada konuşma bize onun ejderha kraliçesi aleyhine çalışmaya çoktan başladığını göstermektedir. Bunu çok iyi anlayan ve taht oyunlarını belki herkesten daha iyi bilen Tyrion Lannister ona şöyle söyler: “Seni küçümseyenlerin çoğu hayatta değil…” Tyrion onun amacını sezmiştir. Ancak bunun farkında olan sadece o değildir. Ejderha Kraliçesi de, Sansa’nın kendisini sevmediğini fark etmiştir bile. Jon Snow’un ilerde sansa ve kendi kraliçesi arasında seçim yapmak zorunda kalacağı kesin gibi.

Bu arada Sansa, kraliçesini öven Jon’a karşı oldukça güçlü argümanlarla yaklaşmaktadır ki bu onun ne kadar sinsi, hazırlıklı ve derince hareket ettiğini göstermektedir. Sansa, onun iyi bir kraliçe olacağını söyleyen Jon’a önce derin bir bakış atar sonra da şöyle sorar: Onu sevdiğin için mi yoksa Kuzey’i kurtarmak için mi diz çöktün? Jon’un cevabını göremeyiz ama bu onu ikilemde bırakabilecek bir sorudur ve Jon’un Kuzey’i kurtarmak için çiz çöktüğünü söylemek yanlış olmaz. Ama bu onun ejderha kraliçesini sevmediği anlamına da gelmemektedir.

İlerki bölümlerde Jon’un bir seçim yapmaya zorlanacağı bellidir.

Bölümün sonlarına doğru Sam adeta çok edici haberi verir ve Jon’a gerçek babasının Ned Stark olmadığını; onun babasının Rhaegar Targaryen olduğunu söyler. Sam ayrıca Jon’un Yedi Krallığın varisi olduğunu ve ve ejderha kraliçesinin buna hakkının olmadığını de ekler. Bu durum Jon ve Daenerys Targaryen’ı doğrudan karşı karşıya getirmektedir.

Görüldüğü gibi Game of Thrones 8. sezona muhteşem bir başlangıç yapıldı ve bizi diğer bölümlerde çok ama çok büyük sürprizlerin beklediği şimdiden anlaşıldı.

Game of Thrones 8. Sezon 2. Bölüm İncelemesi

Heyecanla beklediğimiz ikinci bölümün tamamı Kış Yarın’da geçmektedir. Bu bölümde Kuzey’in üzerine hızla gelmekte olan Gece Kralı ve ordusuna karşı yapılacak savaşın hazırlıklarını izleriz. Kale’nin içinde gelecekti taht kavgalarının temelleri atılmaya ve saflar belirmeye ya da netleşmeye devam etmektedir. Bu bölümde Sansa ve Khaleesi arasında olacakların kesin çizgilerle belirdiğine şahit oluyoruz. Bir önceki bölümde Demir Tahtı’nın gerçek varisinin Jon Snow olduğunu öğrenmiştik. Jon, kendisi ve ejderha kraliçesini karşı karşıya getirecek bu haberi bölümün sonlarına doğru Khaleesi’ye iletir. Üç gözlü kuzgun ve Jaime Lannester arasındaki konuşmalara yine bu bölümde şahit oluruz.

Şimdi kronolojik sıralamaya uyarak sekizinci sezonun ikinci bölümünde neler olduğunu konuşalım.

Birinci bölümün sonunda Jaime Lannister’ın, Kış Tepesi’ne geldiğini görmüştük. 8. Sezonun ikinci bölümü Jaime Lannister’ın Kış Yarı’ndaki sorgulama sahnesiyle açılır. Hem Ejderha Kraliçesi hem de Sansa, Jaime’in geçmişte yaptıklarından ötürü onu güvenilemeyecek birisi olarak görmektedir. Konuşma Jaimes için kötü giderken Lady Brienne geçmişte yaşadıklarından ötürü ona kefil olur ve onun kurtulmasını sağlar.

Ben bu konuşmada Sansa’nın aklını hislerinin önünde tutabildiğine şahit olduğumuzu düşünüyorum. Sansa babasına yaptıklarından ötürü Jaimes’i kesinlikle istemezken hatta muhtemelen onun ölümünü isteyecekken kendi canını emanet ettiği Lady Brienne’nin sözlerinden sonra fikrini değiştirir. Bu bence Sansa için olumlu bir adımdı ve bizim gözümüzde onun değerini artırdı.

Bu konuşmada Cercesi’nin ordusunu kuzeye göndereceği konusunda herkese yalan söylediği ortaya çıkar. Onun asıl amacı Kuzeyliler savaştan galip çıksa bile sağlam bir orduyla Kış Tepesi’ne gelerek onları yok etmektedir. Onun akıllıca bir plan yaptığını düşünsek de sonuç olarak herkese ne kadar güvenilemeyecek birisi olduğunu gösterdiğini ve ayrıca kendi kardeşlerinin düşmanlığını kazandığı söylemek yanlış olmaz. Cercesi çok büyük oynadı ve muhtemelen çok büyük kaybedecek.

Bu arada verilen karardan çok hoşnut olmasa da sesini çıkarmayan Ejderha Kraliçesi, Jon Snow’un ona hiçbir şey söylemeden ayrılması karşısında bir şok geçirir. Jon ilerde bu hareketin aynısını tekrar yapar ve savaş planlarının konuşulduğu toplantıdan Khaleesi’nin yüzüne bile bakmadan soğuk bir şekilde ayrılır. Bunun nedeni Demir Taht’ın gerçek varisinin kendisini olduğunu bir önceki bölümde öğrenmesidir ama henüz
Khaleesi’nin bundan haberi yoktur ve onun davranışlarına bir anlam veremez.

İkinci bölümün hemen başındaki bu konuşma aslında herkesin konumunun tekrar şekillendiğini gösteren bir savaş gibi geçmiştir. Ejderha Kraliçesi yalnızdır. Görünüşe göre ne Sansa ne de Jon Snow onun yanında değildir. Üç gözlü kuzgun Brandon Stark, konuşmada sırasında Jaime Lannister’a karşı kritik bir hamle yapmıştı ama ilerde artık onun kızgınlık gibi fani insan duygularıyla uğraşmayacak kadar bilge birisi olduğunu bir kez daha göreceğiz.

Bu arada Ejderha Kraliçe’sinin Tyrion Lannister’a olan güveni sarsılmıştır; çünkü Tyrion kız kardeşi Cercesi’nin hamlesini doğru tahmin edememiştir. Burada bir parantez açarak sekizinci sezonun ilk bölümünü hatırlatmak isterim. İlk bölümde Sansa’nın Cercie hakkında söyledikleri doğru çıkmıştır. Çünkü o Cercesi’nin ordusunu Kuzey’e göndermeyeceğini söylemiş ama Tyrion’a ona katılmamıştı. Bu bölümde Sansa’nın hanesine epeyce artı yazıldığına şahit olduk.  

Bu arada Ejderha Kraliçesi’nin Tyrion’a çok sert çıkıştığını düşünerek ona kızanlar olabilir ama onun bir kraliçe olduğunu ve sonuç olarak güvendiği birisini onu doğru yönlendirmediği ortaya çıktı. Onun kızgınlığına hak vermemek çok yanlış olur diye düşünüyorum. Tam olarak bir yöneticinin yapması gerekeni yaptı ve hisleriyle değil aklıyla hareket etti. Zaten daha sonra yine aklı galip gelecek ve Tyrion’un hata yapsa da akıllı birisi olduğunu kabul edecektir. 

Üç gözlü kuzgun ve Jaime Lannister’ın yıllardan sonra ilk kez konuştukları sahnede, Jaime ona ona yaptığı için üzgün olduğunu anlatmaya çalışır. Brandon ise, bu konuşmada artık farklı bir şeye dönüştüğünü eskiden tanıdığı Stark olmadığını söyler. Ayrıca onun ne kadar ileri görüşlü olduğunu ve hisleriyle değil mantığı ile hareket ettiğini anlarız.

Bu konuşmada Jaime Lannister, Brandon’a “Peki ya savaş sonrası ne olacak?” diye sorduğunda onun “Sonrası olacağını nereden biliyorsun?” diye karşılık verdiğini görürüz. Bence burada kuzgun onun savaşta öleceğini söylemek istedi. Çünkü Kuzgun’un ölülerle yapılacak savaştan ümitsiz olmadığını ve Gece Kralı’nı alt etmek için plan yaptığını öğreneceğiz. Bu konuşması bence Jaime Lannister’ın savaştan sağ çıkamayacağını göstermekte. Bu tahminimin doğru olup olmadığını ilerde anlayacağız.

Bu arada Tyrion Lannister’ın adeta dünyası yıkılmıştır ama onun asla pes etmediğini sarsılsa bile tekrar kendine geldiğini şu sözlerinden anlarız: Zeki insanların yaptığı hatayı yaptım. Rakibimi hafife aldım. Bu arada onun da ölülere karşı yapılacak savaştan kurtulma ümidinin olmadığını görürüz. Tyrion Lannister “Kış Yarı’nda öleceğiz. Hiç böyle olacağını hayal etmezdim.” der. Tyrion bu düşüncesinde yalnız değildir. Kaledeki pek çok kişi gibi Arya da yakında öleceklerini düşünmektedir.

Bu bölümde geçen bir diğer ilginç konuşma Khaleesi ve Sansa arasındadır. Bu önemli konuşmada onların arasındaki buzların asla erimeyeceğini aksine bu ikilinin eninde sonunda karşı karşıya geleceğini anlamaktayız.

Aslında Khaleesi “İkimizin ortak bir noktası var. İkimiz de kadın hükümdarlığına kabul etmeyen erkeklere hükmetmeyi başardık.” diyerek Sansa’yla arasında buzları eritmek için bir adım atar. Devamında şunları söyler: “Hayatım boyunca  tek hedefim oldu: Demir Taht! Ama şimdi Jon’un yanında onunla birlikte savaşıyorum. Şimdi bana söyle kim kimi manipüle etmiş? Kardeşini seviyorum.”

Onun bu sözlerinden sonra Sansa kulaklarımıza inanamasak da Ejderha Kraliçesi’ne hata yaptığı ve buraya ilk geldiğinde ona teşekkür etmesi gerektiğini söyler ve onun bu sözlerinde samimi olduğu görülmektedir. İkili birbirlerini sezon boyunca ilk kez anlıyor ve birbirleriyle ilk kez anlaşıyor gibidir. Ancak…

Ancak taht oyunları bir kez daha kendisini gösterir. Sansa her şey bittikten sonra ne olacağını sorar. Khaleesi, Demir Taht’a oturacağını söyler ama Sansa’nın asıl sormak istediği Kuzey’dir. Sansa Kuzey’lilerin kimseye boyun eğmeyeceğini söylediği anda Khaleesi elini ondan çeker ve bakışları değişir. Anlaşılan o ki kader onların yolunu çoktan çizmiştir ve bu ikili asla dost olamayacaktır.

Bu arada Jon Snow’a, Gece Kralı’nın Kış Yarı’na yaklaştığı haberi verilir. Jon ne kadar süremiz var, diye sorduğunda “Yarın güneş doğana kadar” cevabı alır.

Jon ve diğer komutanların savaş stratejisini konuştukları sahne bence çok harikaydı. Önce durum tespiti yapılır: “Düşman çok kalabalık. Yorulmuyor, durmuyor ve hissetmiyor. Adil bir savaşta onları yenemeyiz.” Jon bu savaşı kazanmalarının tek yolunun Gece Kralı’na ulaşmak ve onu öldürmek olduğunu söyler. Ama en büyük soru ya da sorun ona nasıl ulaşacaklarıdır.

Burada Brandon yani üç gözlü kuzgun tüm dengeleri değiştirecek cümlelerini sarf eder. “Gece Kralı’nın amacı dünyayı silmek… Ben kendisinin dünyanın hafızasıyım. Beni öldürmek için gelecek…”

Brandon, elindeki işareti gösterir ve onun bu sayede her zaman nerede olduğunu bileceğini ve bildiğini söyler. Brandon, kendisini yem olarak kullanma ve Gece Kralı’nı Tanrıormanın’da bekleme planını herkese kabul ettirir.

Bu arada Arya’nın istediği silahın yapımı tamamlanmıştır.

Game of Thones tarihinde ilk kez bir kadına şövalye unvanı verildiğine bu bölümde şahit oluruz. Jamie Lannister, gelenekleri yıkarak Lady Brienne’ye yedi krallığın şövalyesi unvanı verir. 

Jon Snow bu bölüm boyunca kaçsa da bölümün sonlarına doğru gerçek adının Aegon Targaryen olduğunu söyler. Jon, Khaleesi’nin vereceği tepkiyi onun gözlerine bakarak beklemeye başlar. Khaleesi önce bunun doğru olacağına inanmaz. Daha sonra da eğer doğruysa bu seni demir taht’ın son erkek varisi yapar, der. Ancak bu konuşmanın nereye varacağını öğrenemeyiz çünkü konuşma bitmeden savaş boruları çalmaya başlar. Beklenen olmuş ve Gece Kralı’nın ordusu tüm ihtişamıyla kalenin karşısında belirmiştir.

Night King’in Gerçek Planı Ne? – Game of Thrones 8. Sezon İnceleme – Teori

Bu yazıda konuşmak istediğim konu sekizinci sezonun büyük olasılıkla en çok merak edilen sorusu… Jon Snow ve üç gözlü kuzgun Brandon Stark,  Night King’i gerçekten tuzağa düşürebilecekler mi?

Son yayınlanan bölümde Jon Snow başta olmak üzere diğer tüm karakterlerin bir harika etrafında konuştukları savaş stratejisine şahit olduk. Bu stratejide öne çıkan en önemli durum tespitini Jon’un cümlelerinden öğrendik. “Düşman çok kalabalık, yorulmuyor, dinlenmiyor ve hissetmiyor. Adil bir savaşta onları yenme şansımız yok.”

Savaş kazanabilmelerinin tek yolu ölülerin komutanını yani Night King’i öldürmek… En azından öyle olacağı umulmakta… Jon Snow’un böyle bir strateji kurmasının temel mantığının bir önceki sezonda onun White Walker’ı öldürmeyi başardığı anda diğer ölülerin de yere düşmesi olduğunu söyleyebiliriz. Bu durumdan ölülerin başlarındaki komutanla bir bağlarının olduğunu ve eğer o ölürse onların da düşeceği sonucu çıkarılabilir. Jon’un Night King öldürme ve onların ordusunu dağıtma planının ardından daha önce yaşanan bu olayın olduğu anlaşılmaktadır.

Ancak Night King’in kolay bir yem olmadığı ve onca askerin içerisine girerek onu öldürmenin imkansızlığı da kolaylıkla anlaşılmaktadır.

Ona nasıl ulaşacakları en büyük sorun olarak ortada dururken Brandon, onun kendisini öldürmek için geleceğini söyler. Onun asıl amacı son bölümde özetlendiği gibi insanlığı silmek. Onun bu amacı Üç Gözlü Kuzgun’u doğrudan bir hedef yapmaktadır; çünkü o insanlığın hafızasını taşımaktadır. Brandon’ın planına göre; kendisi Tanrı Ormanında yalnız bekleyecek, Gece Kralı onun izini elindeki işaretten sürecek ve onu bulacaktır.  Jon eğer kendilerinin dolayısıyla ejderhaların Brandon’a yakın olurlarsa Gece Kralı’nın bunu fark ederek gelmeyeceğini; bunun için belirli bir mesafede bekleyeceklerini söyler. Gece Kralı, Üç Gözlü Kuzgun için geldiği anda da onu ejderha ateşi ile öldürmeyi deneyeceklerdir. İşin en can alıcı kısmı ejderha ateşinin onu öldürüp öldürmeyeceğini kimsenin bilmemesidir; çünkü daha önce bunu hiç kimse denememiştir.

Ben bu planın en azından ateş kısmının işe yaracağını düşünmüyorum. Bu öncelikle çok kolay olur. Night King’in akıllarına ilk gelen planla durdurulabileceğini asla düşünmüyorum; çünkü diziye de adını veren taht oyunlarının ne kadar karmaşık ve aldatıcı olabileceğini defalarca gördük. Bu ölüm Gece Kralı için çok ama çok kolay olur.

Bu planın işe yaramayacağını düşünmeme neden olan bir diğer durum onu yani Gece Kralının ateşin içerisinde yürüdüğünü daha önce görmüş olmamız. Bunların ilki onun Üç Gözlü Kuzgun’nun mağarasına girdiği an. Ateş onu durduramamıştı. Onu ejderha ateşinin içerisinde yürürken gördüğümüz ikinci sahne ejderhalardan birisinin göle düştüğü ve dönüşüm geçirdiği andı. Ejderha ateş her yeri kaplamışken Gece Kralı hiçbir korku ve endişe taşımadan onun içerisinde yürümüştü. Tüm bunlardan hareketle onun ateşten etkilenmeyeceğini ve ölmeyeceğini söyleyebiliriz.

Gece Kralı’nın onların planladığı gibi öne çıkarak Brandon’a ulaşmaya çalışması da zayıf olasılık. Gece Kralı gibi zeki birisinin ordusundan ayrılarak kendisini böyle bir tehlikeye atacağını düşünmüyorum. Gece Kralı, Üç Gözlü Kuzgun’u bu savaşı kazandıktan sonra da bulabilir ve öldürebilir. Onun bir acelesi olduğunu düşünmüyorum. Bu en kritik bir saldırı anında onun ordusunu bırakarak onların arasından ayrılmayacağını ön görebiliriz.

Gece Kralı’nın adımlarını ne kadar dikkatli attığını ve zekici hamleler yaptığını daha önce de gördük. Onların Jon Snow ve diğerlerini buzun etrafında kıstırdığı sahnede büyük olasılıkla ejderhaların onları kurtarmak için geleceğini düşünmüş ve işte bu yüzden o kadar uzun süre beklemişti. Ben onların etrafını sararak bekledikleri bu sahnede Gece Kralı’nın hepimizi yanılttığını ve onun tüm planını ejderhaları oraya çekmek ve en azından birisini kontrol altına almak üzerine kurduğunu düşünüyorum. İşte bu nedenle onun gibi stratejik düşünen bir kralın yedek bir planı olmadan doğrudan Kış Yarı’na saldıracağına ihtimal vermiyorum.

Bir diğer açıdan şöyle de düşülebiliriz. Onun göğsüne saplanan ejderha camı sayesinde Night King’e dönüştüğünü görmüştük. Night King’in bu sayede kazandığı özel yetenekler ve özellikle ejderhayı kontrol altına alabilmesi aynen Brandon’ın hayvanlar ve insanların içerisine girerek onların kontrol edebilmesine hatta onların gözleriyle bakabilmesine benzemektedir. Tüm yeteneklerini nasıl kullanacağını çok iyi bilen Gece Kralı bence kendisine böyle bir tuzak hazırlandığını biliyor ve hamlelerini ona göre planlamakta.

İkinci bölümün sonunda ölüler Kış Yarı’nın karşısında görüldüğünde Gece Kralı’nın ne sesini duyduk ne de kendisini gördük ki bu hiç de olağan bir durum değil. Onun görülmemesi büyük olasılıkla kendi hazırladığı planla ilgili bir durum. Gece Kralı belki de savaşın kızıştığı bir an ejderhasıyla görünecek belki de onun gönderdiği bu birlik Kış Yarı’nı oyalamak için gelen küçük bir birlikten ibaret. Gece Kralı belki de tüm planını asıl saldırısını başka bir yere yapmak üzere kurdu.

Bu arada sekizinci sezonun 3. Bölümüne ait fragmanı incelediğimizde Jon Snow’u alevlerin içerisinde kameraya doğru koşarken görüyoruz. Bu sahnede etrafında kimsenin olmadığını da düşünürsek belki Gece Kralı’nın üzerine ya da etrafına gelen alevler içerisinde bu ikilinin savaşına şahit olacağız. Ya da Jon zorda olan bir başkasını kurtarmak için koşmakta.

Sonuç olarak ben Gece Kralı’nın Brandon’a doğrudan gelmesini ve bu kadar kolay bir tuzağa düşmesini beklemiyorum. Eğer her şeye rağmen risk alarak gelirse de onun ejderha ateşinden etkileneceğini düşünmüyorum.

Bence Gece Kralı ordusunun bir kısmını önden gönderirken kendisi bir başka saldırının hazırlığı içerisinde ve onun gerçek saldırı planı bu değil. Bizim gördüğümüz ölüler asıl planı gölgelemek için kullanılan bir yem ve Kış Yarı’nın şu an bu yemi yutmaktan başka bir şansı görülmüyor.

Night King’in Gerçek Planı Ne? Game of Thrones 8. Sezon İnceleme analizini 25. Kare Youtube kanalından görüntülü olarak seyredebilirsiniz. İyi seyirler.

Game of Thrones 8. Sezon 3. Bölüm İncelemesi

Merakla ve heyecanla beklediğimiz üçüncü bölüm nihayet yayınlandı… Bir önceki bölümde Gece Kralı’nın ordusu Kış Yarı’nın önüne kadar gelmiş ve büyük savaş başlamadan önce bölüm sona ermişti. Bu bölümde beklenen oldu ve Game of Thrones tarihinin en büyük savaşı yaşandı.

Peki, bu savaş kimin galibiyetiyle sonuçlandı?

Gece Kralı, kendi adına muhteşem bir zafere imza atmak üzereyken Arya Stark tarafından öldürüldü ve savaşı kaybetti. Jon Snow’un daha önceki yani eğer Gece Kralı ölürse ordunun dağılacağına yönelik ön görüsü gerçekleşti ve tüm ordu Ak Gezenler de dahil olmak üzere parçalandı ve yok oldu.

Şimdi savaşın en kritik anlarına ve III. bölümde neler olduğuna göz atalım…

Bölüm tedirgin edici korkunç bir bekleyişle açılır. Ölülerin tarafın karanlıktır ve onların orada olduğunu bilmek ama görememek herkesi tedirgin eden korkunç bir durumdur.

Bu bekleyiş sürerken karanlıkların içerisinden aslında tüm savaşın kaderini değiştirecek kişi çıkar: Melisandre veya nam-ı diğer Kızıl Kadın ya da Işık Kraliçesi… Ben bölüm boyunca ona kuşkuyla yaklaşsam da onun savaşın kazanılmasındaki rolü gerçekten çok büyük oldu.

Savaşın başlangıcı bir takdir mücadelesidir. Kızıl Kadın’ın yaktığı kılıçları birer meşale gibi kullanan atlı savaşçılar karanlığı doğru ihtişamlı bir saldırıya geçerler ancak onların neredeyse hiçbirisi geriye dönmez ve ölürler.

Ölülerin bu hamlesi herkesin yüreğine korku salar. Az sonra beklenen olur ve ölüler saldırıya geçerler. Kuzeyliler, ölüleri surların dışında karşılamak zorundadırlar çünkü surları aşarlarsa her şeyin biteceği kesindir. Bu nedenle saflar sıkı tutulur ve onlara geçit verilmez.

Ejderha Kraliçesi ve Jonh Snow’un yönettiği ejderhalar ölüler ordusuna büyük kayıplar verdirirler. Ancak bu an kendisini henüz görülmese Gece Kralı’nın ilk hamlesine şahit oluruz. Ak gezenleri göstermek suretiyle ejderhaları bir sis bulutunun içerisine çeker ve uzun bir süre Jon ve Ejderha Kraliçesi, ejderhalarla birlikte bu sis bulutunda yönlerini tam olarak bulamazlar.

Bu sırada ölüler duvara iyice yaklaşır. Askerlerin büyük bölümü içeriye çekilir. Kış Yarı’nın etrafına kazdıkları siperlerin ejderhalar tarafından yakılarak ateşle doldurulma vakti gelmiştir ama ejderhalar onları göremez. Okçuların atışları da bir işe yaramaz ve siperlerin ateş alması sağlanamaz. İşte bu sırada Kızıl Kadın muhteşem bir hamle yaparak tüm siperlerin ateş almasını sağlar. Onun bu hamlesi ölüleri uzun bir süre durdurmayı başarır.

Bölüm boyunca görmediğimi Gece Kralı’nı bu sahnede Üç Gözlü Kuzgun’un görüşü sayesinde ilk kez görürüz. Gece Kralı savaşı uzaktan ve ejderhanın üzerinden yönetmektedir. Onun tüm ölülere komut verebildiğini bir kez daha görürüz. Onun işaretiyle ölüler ateş siperine kendilerini atmaya başlarlar. Onların bedenleri yansa da bu diğerlerinin ateş siperini geçmelerini sağlar.

Ölüler artık surlara tırmanmaktadır. Bir süre sonra onların artık durdurulamadığını ordunun içerisindeki devlerin kale kapısını kırdığını görürüz. Kuzeyliler ne yaparsa yapsın dev savaşçı Clegane’in sözleri her şeyi özetler: “Ölümle savaşıyoruz… Ölümü yenemeyiz…”

Bu sırada Gece Kralı ilk kez kendisini diğer ejderhalara gösterir. Onun amacı diğer iki ejderhayı kendisine çekmek ve savaş alanından uzaklaştırmaktır ve bunu başarır. Gece Kralı’nın diğer iki ejderhaya karşı verdiği savaşı izlemeye başlarız. Onun kendi ejderhasını ejderha kraliçesinden bile iyi kullandığını söyleyebilirim.

Ancak iki ejderhanın vermiş olduğu avantajla Daenerys, Gece Kralı’nı ejderhanın üzerinden düşürmeyi başarır. İşte tam üç bölümdür beklenen an gelmiştir. Gece Kralı ejderha ateşiyle ölecek midir?

Daenerys emrini verir ve ejderha tüm gücüyle ormanları ya da kale surlarını bile yakıp kül edecek korkunç ateşini Gece Kralı’nın üzerine bırakır. Hem Jon Snow Hem de ejderha Kraliçesinin meraklı bakışları ateşe yönelir. Gece Kralı önce görülmez ama sonra onu ateşin içerisinde olanca ihtişamıyla görürüz. Ejderha ateşi ona zarar veremez. Gece Kralı eline mızrağı aldığı an Kalisi ejderhasını kaçırır ve mızrağı hedefine ulaşamaz.

Bu sırada az önce ejderhasından düşen Jon Snow, Gece Kralına doğru koşmaya başlar. Gece Kralı durur ve ona bakar. Onların savaşını izleyeceğimizi düşünürken Gece Kralı muhteşem bir hamle daha yapar. Ellerini kaldırdığında savaşta ölen herkesin mavi gözlerle uyandığını ve onun ordusuna katıldığını görürüz. Evet, Gece Kralı Jon Snow’la dövüşmeye bile tenezzül etmez.

Ölüler Jon’un etrafını sararlar ve Jon Snow mutlak bir ölümle karşı karşıya gelir. Ancak Daenerys ejderhasıyla onun kurtulmasını sağlar. Bu sırada Gece Kralını zafer kazanmış bir komutan edasıyla kale kapısından girerken görürüz.

Diğer taraftan herkes gibi Daenerys de zor durumdadır ama onu ölümü pasına koruyacak bir kişi onun imdadına her zaman olduğu gibi yine yetişir. İşte burada gerçek dostun kim olduğu ya da insanın sevdiği kişi için ölüme nasıl yürüdüğüne şahit oluruz.

Gece Kralı’nın belki de en önemli hedefi Üç Gözlü Kuzgun’dur. Savaş kazandığı neredeyse kesin olan Gece Kralı arkasında Ak Gezenler’in de olduğu bir halde ona doğru yürümeye başlar. Sahne muhteşemdir. Kuzeyliler her şeylerini kaybetmiş ve tüm ümitler tükenmiştir.

Onları burada bırakıp az önceki bir sahneye gidelim. Arya ve Ateş Kraliçesi uzun zamandan sonra ilk kez karşılaşmıştır. Birbirlerini tanırlar. İşte bu an Ateş Kraliçesi’nin bölümün başında surlarda gördüğü Arya’ya neden dikkatle baktığı anlaşılır. Arya savaşın kaderini çevirecek kişidir. Ateş Kraliçesi ona bakar ve daha önce öldürdüğü kişilerin göz renklerini hatırlamaya başlarlar. Ancak Ateş Kraliçesi bu kişiler arasında bir de mavi gözü sayar. Arya onun kimi kastettiğini hemen anlamıştır. Onları orada bırakır ve Üç Gözlü Kuzgun’un olduğu yere doğru koşmaya başlar. Görüldüğü gibi Ateş Kraliçesi ikinci büyük hamlesini yapmış ve Gece Kralı’nın kimin öldüreceğini söylemiştir. Olaya sebep ve sonuç açısından bakarsak Ateş Kraliçesi olmasaydı bu savaşın kazanılamayacağını söylemek yanlış olmaz.

Arya, her şeyin bittiği an hatta Jon Snow’un ejderhanın karşısına çıkarak ölümü kabullendiği an kimsenin beklemediği hamlesini yapar. Bir an Arya’nın hamlesinin boşa gittiğini düşünsek de muhteşem bir savaşçı olan Arya, Gece Kralı’nın onun tutacağını da hesap etmiştir… İkinci bir hamleyle silahını ona saplamayı başarır. Arya’nın silahının iki parçaya ayrılabildiğini daha önceki çizdiği planda görmüştük. Gece Kralı’nın bir anda tuz buz olduğu görülür ve tabi ardından da ordusunun…

Sonuç olarak savaşı şöyle değerlendirebiliriz. Aslında savaşın sonucu sürpriz değildir. Gece Kralı kendi hesabına Kuzeylileri alt edebilmiş ve kaleyi ele geçirmiştir. Onun taktikleri işe yaramıştır. Gece Kralı ayrıca büyük hedeflerinden birisi olan Üç Gözlü Kuzgun’u da yok etmek üzeredir. Ancak tüm ümitlerin bittiği anda şairin de söylediği gibi göklerden gelen bir kararla Arya’nın tek hamlesi savaşın kazanılmasını sağlamıştır. 

Game of Thrones 8. Sezon Analizleri – Demir Taht Kimin Olacak?

Night King öldüğüne göre artık Yedi Krallık’ın geleceğini konuşma vakti… Bence sorulması gereken en önemli soru şu: Demir Tahta kim sahip olacak?

Cersei Lannister her şey sona erdiğinde orada kalmaya devam edebilecek mi? Adeta küllerinden doğarak bugünlere gelebilen Daenerys hayattaki en büyük amacı olan Demir Tahta ulaşabilecek mi? Yoksa Demir Tahta kendisinin de bir Targeryan olduğunu öğrenen ve bir anda tahtın varisi konumuna gelen Jon Snow mu oturacak?.. Bu videoda bu soruların cevabını arayalım.

Daenerys Targeryan

İlk olarak tahtın en güçlü adayına ama güçlü olduğu kadar da büyük risklerle karşı karşıya olan Ejderha Kraliçesi’ne bakalım. Daenerys ve Jon Snow ilk karşılaştıklarında Ejderha Kraliçesi, takdim sırasında  Demir Tahtı’nın meşru varisi ve yedik krallığın koruyucusu olarak tanıtılır. Targeryan’lar yüzyıllar boyunca Demir Taht’ını yöneten ailedir.

Onun Demir Taht için verdiği mücadele inanılmazdır ve bu amacına ulaşma kararlılığı hayallerimizin bile ötesindedir. Onun kararlılığını ve inancını Jon Snow’la ilk karşılaştığı an yapılan konuşmada geçen cümlelerinden takip edelim. “Hayatımın tamamını yabancı topraklarda geçirdim. İsimlerini bile hatırlamayacağım kadar çok adam beni öldürmeye çalıştı. Beni başkalarına sattılar. Zincire vuruldum, ihanete uğradım. Tecavüz edildim ve kirletildim. Tüm bunlar olurken beni ayakta tutan şey neydi biliyor musun? İnanç! Tanrılara ya da kutsallara olan inanç değil. Kendime olan inancım! Ben yedi krallığı yönetmek için doğdum ve yöneteceğim.”

Onun bu kırılmaz ve yıkılmaz inancını kaybettiğine bir kez bile şahit olmadık. Daenerys, hiçbir şeye sahip değilken kendisine bir ordu kurmaya başarabilecek kadar zeki birisi. Daenerys ayrıca ilk gördüğü an Jon Snow’u bile korkutabilen üç ejderhanın annesidir. Bu arada onun Dothraki Sea ve Meereen topraklarında hüküm sürdüğü zaman diliminde genel anlamda bir ülkeyi yönetme tecrübesi kazandığını söyleyebiliriz. Bu süre içerisinde halkın sorunlarını çözerken ya da bazen yönetimle ilgili konularda yaptığı hatalar onun Demir Tahta hazırlık süreci olarak görülebilir. O aslında tüm bu deneyimleri edinmeseydi iyi bir yönetici ya da kraliçe olamaz belki de çevresindeki kişiler için kolay bir lokmaya dönüşebilirdi. Ama o artık Demir Taht’a geçmek için her açıdan hazır deneyimli bir kraliçe.

Khaleesi’nin Demir Taht’a oturduğunu düşünürsek sorulabilecek bir diğer soru şudur: Ejderha Kraliçesi Yedi krallığı yönetmeye başlarsa tahta geçerse nasıl bir yönetim sergileyecek? Çünkü son Targeryan’ların iyi bir imajı olmadığını ve merhametsiz olduklarını bizzat Jon Snow’un ağzından duyarız. Jon, Daenerys’in babasının kendi dedesini ve amcasını ateşte yaktığını söyler. Daenerys’in cevabı bu aşamada çok önemlidir. Çünkü o ya kayıtsız ve şartsız kendi ailesini savunacak ve bir yönden onların yanlışlarını görmeyecek ya da adil bir hükümdar olacağını gösterecektir. Daenerys yalnızca babasının kötü bir adam olduğunu kabul etmekle kalmaz aynı zamanda onların işlediği suçlar nedeniyle Jon’dan bağışlanma talep eder. Sonrasında da kendisinin onun günahları nedeniyle yargılanmamasını ister. Bunları söylemesi bile Jon Snow’u şaşırtmaya yeterli gelir. Bu gördüklerimizden hareketle onun merhametli ve adaletli bir kraliçe olacağını söyleyebiliriz.

Peki, Daenerys Kuzey hakkında ne düşünmektedir? Onun, Kuzeyin kontrolünü Starklara vereceğini söyleyebiliriz. Çünkü o Targeryen ailesinin Demir Taht’ta olduğu ve Starkların da Kuzeyin muhafızı olduğunu zaman dilimini yüzyıllar süren bir barış zamanı olarak niteler. Onun eğer tahta geçerse Kuzey’in yönetimini Stark’lara bırakacağını düşünüyorum.

Ancak Sansa’nın Kuzeyliler’in hiç kimseye boyun eğmeyeceğini söylediği sözler tüm dengeleri değiştirmektedir. Onun bu sözlerinden daha sonra ayrıntılı bahsetmeyi düşünüyorum.

Ancak Khaleesi’nin ikinci sezonun son bölümünde gördüğü görüntüleri de unutmamak gerekiyor. Khaleesi, Demir Taht’ın bulunduğu salona girdiğinde etraf sanki savaştan çıkmış gibi harap bir haldedir. Khaleesi heyecan içerisinde Demir Taht’a yaklaşır ve hayatının bu en büyük amacına dokunmak ister. Ona elini uzattığı an bebek sesiyle karışık çığlık sesleri duyar. Belli ki birileri zor durumdadır. Sese doğru gitmek ve tahta dokunmak arasında ikilemde kalır. Çığlık sesini bir kez daha duyar ama bu kez ses daha güçlüdür. Tahtı bırakır ve sese yönelir. Önünde açılan kapı aslında ileriki bölümlerde Night King tarafından yıkılacak Duvar’a ait kapıdır. Onun henüz ejderhalar doğmadan önce onları da gördüğü bu rüyasının geleceğe ait görüntüler olduğu söylenebilir. Ejderha Kraliçesi, gerçek hayatta Demir Taht’a saldırıp onu alabilecek bir güce ulaşır ama bu sırada ölüler ordusunu durdurmak için kendisine gelen Jon Snow’un teklifini kabul eder ya Kuzey’e yönelir. Bu aslında onun rüyasının gerçekleştiği andır. Onu 8. sezonda Sansa’ya, Jon Snow’u sevdiğini söylerken göreceğiz. Belki de bu sevgisinin de etkisiyle Kuzey’e yönelen Kalisee’nin rüyasında Demir Taht’a dokunmayarak bir seçim yapması onun belki de Yedi krallığı hiç bir zaman yönetemeyeceğini göstermektedir. Khaleesi, Demir Taht için en güçlü aday olsa da Kuzey’e yöneldiği an belki de bu şansını kaybettirecek olaylar zincirini başlattı bile…

Sansa Ne Yapmak İstiyor?

Doğrudan Demir Taht’a geçme şansı olmasa bile Sansa’nın Kuzey’le ilgili düşüncelerinin olduğunu ve onun zamanla politik oyunlara aşırı meraklı birisi halin geldiğini söylemek zor değil. Sansa, Daenerys Kuzey’e geldiğinde onu soğuk karşılar. Jon Snow’un onun önünde diz çökmesini kabullenememiştir ve şu ana kadar da kabullendiğine şahit olmayız. Sansa daha da ileri gider ve Kuzeyliler’in hiç kimsenin önünde diz çökmeyeceğini söyler ki bu karar eğer Daenerys, Demir Taht’a çıkarsa doğrudan onları düşman haline getirecektir.

Sansa’nın politik oyunları öğrenmesi onun babası öldürüldükten sonra bir uzun süre Cersei’nin yanında kalmasına bağlanabilir. Sansa bu süre içerisinde de taht oyunlarının en acımasızlarına şahit oldu. Bu onun zaten var olan yeteneklerinin gelişmesine yol açtı. Onun, politik deha Lord Baelish’in oyunlarını çözdüğü ve onun oyunlarını kendisine çevirmeyi başardığı sahne gerçekten etkileyiciydi.

Sansa’nın Kuzey’i yönetmeye olan isteği ve arzusu gözümüzden kaçmıyor. Sansa emir vermeyi ve yönetmeyi çok iyi bilmekte ve aynı zamanda bunu istemektedir. İşte bu durum onu doğal bir lider haline getirmekte ve kendisine olan güvenini artırmaktadır. Sansa bir konuşmasında erkeklerin kolayca manipüle edilebildiğini söyler. Bu onun doğrudan bir Kraliçe olma isteğinin içgüdüsel bir sonucudur. Sansa açık bir şekilde Kuzey’i yöneten kişi olmak istiyor. Onun bu isteği Ejderha Kraliçesi için kabul edilebilir bir durum ancak eğer Khaleesi Demir Taht’a geçer ve Sansa onun yönetimini kabul etmezse işte bu büyük bir sorun olacaktır. Umarız ki Sansa sekizinci sezonda hafiften yapmaya başladığı ve Jon Snow’la Khaleesi’nin arasını açmayı amaçladığı politik oyunlara devam etmez.

Cersei Lannister

Cersei şu an tahtın sahibi… Onun tahtı ne olursa olsun bırakmayacağını geçmişte yaptıkları ispatladı bile. Onun Demir Taht’ı almak isteyen hiçbir güce teslim olmayacağını bunun yerine ölmeyi seçeceğini onun kendisinden de dinlemiştik. Onun yeni müttefikler bularak ordusunu güçlendirdiğini biliyoruz Cersei, yeni ordusunda fillerin olmamasını dert edebilecek kadar takıntılı birisi. Savaşacağı kesin… Ancak asıl soru bu savaşın sonunda ne olacağı…

Cersei’nin normal bir savaşta Daenerys’ın ordusunu, ejderhalarını ve Jon Snow’un güçlerini yenme şansı olmadığını biliyoruz. Bunun kendisi de farkında. İşte tam da bu nedenle ölülerle yapılan savaşa katılmadı. Onun bu hamlesini beğenmesek bile Night King’le yapılan savaş sonucunda dengeler Cersei’nin lehine değişim gösterdi. Khaleesi ejderhalarından birisi zaten Gece Kralı’na kaptırmıştı. İkinci olarak hem Khaleesi’nin hem de Kuzey’in orduları Gece Kralı ile yapılan savaşta çok ama çok büyük bir darbe aldı. Cercesi kendi adına doğru bir karar aldı ve tahta kalma olasılığını artırdı.

Ben Jon Snow ve Khaleesi’nin kendi ordularının en zayıf ve Cersei’nin en güçlü olduğu anda Demir Şehir’e doğrudan saldırmayacaklarını düşünüyorum. Ancak sekizinci sezon 4. Bölüm fragmanında onların saldırı için yola çıktıkları görülmekte. Onların doğrudan bir saldırı yerine bir tür kuşatma planladıklarını düşünüyorum. Bu kuşatma sekizinci sezonun daha fazla bölüm sahibi olabilmesi için senaristlere alan da açacaktır. Aksi takdirde Night King’le yapılan savaş gibi bu savaşın da bir bölümde sona erdiğini düşünürsek bu sekizinci sezonun çok hızlı bitmesi anlamına gelir ki bunun olacağını düşünmüyorum.

Ancak şunu üzülerek söylemek zorundayım ki bu şartlar altında doğrudan yapılacak bir savaşta Kuzey’in ve Khaleesi’nin kaybetme olasılığı kazanma şanslarından daha yüksek…

 Jon Snow

Sekizinci sezona kadar Kuzey’in Kralı olarak tanıdığımız Jon Snow’un birden bire Demir Taht’ın bir varisi olduğunu öğrenmemiz hem bizi hem de Jon Snow’u oldukça şaşırttı. Hatta Jon Snow bu bilgiyi öğrendikten sonra aklı o kadar karıştı ki bir süre Khaleesi ile konuşmadı ve ne yapacağını düşündü. Jon daha önce Kuzey’i korumak için Khaleesi’in önünde diz çökmüş ve onun bir müttefik haline gelmesini sağlamıştı. Ancak şimdi durum çok farklı. Jon’un aklının karışması onun kolay bir karar veremeyeceğini gösteriyor. Yine sekizinci sezonda gördüğümüz bir sahneden yola çıkarak şöyle bir teori de geliştirebiliriz.

Sekizinci sezon ilk bölümde beyin takımı denilebilecek üç kişi (Tyrion Lannister, Davos Seaworth ve Lord Varys) Jon Snow ve Khaleesi’ye bakarak şöyle bir hayal kurarlar: “Eğer olur da Gece Kralından kurtulabilirsek yedi krallık tarihinde ilk kez adil bir kadın ve onurlu bir adam tarafından yönetilirse ne olur?” Bence bu cümle geleceğe yönelik güçlü bir ipucu. Tahta Khaleesi oturur ya da nasıl daha önce Jon kendisi için Kuzeyin Kralı unvanından vazgeçtiyse bu kez de Khaleesi sevdiği adam için sadece kraliçe olmayı kabullenir ve sonuçta bir Targeryan olan Jon’un tahta geçmesini sağlar. Kuzey’in yönetimiyse bunu çok isteyen Sansa’ya bırakılır. Bu bir mutlu son teorisi olsa da dizinin tarihi hiçbir şeyin bu kadar kolay olmayacağını bize öğretmeyi çoktan başardı.

Sonuç olarak görünen şartlarda ne yazık ki Cersei’nin tahta kalma olasılığını daha yüksek görüyorum. Ancak dizi her zaman olduğu gibi çok farklı bir sonla karşımıza çıkabilir. Umarız bizleri yine Gece Kralı’nın bir bölümde ölmesi gibi gayet tatmin edici(?) bir son beklemiyordur.

Game of Thrones 8. Sezon 3. Bölüm Analiz / Bu kadar kolay olmamalıydı!

Night King öldü… Tam sekiz sezondur adı efsane gibi dillere dolanan Night King Arya’nın hançer darbesiyle tuz buz oldu… Peki, bu son bizleri yani Game of Thores fanlarını tatmin etti mi ve bundan sonra ne olacak?

Bu yazıda bunları konuşalım…

Hiç lafı dolandırmadan söylemem gerekirse Night King’in ölüm şekli olmasa da Kuzey’in karşısına çıktığı ilk savaşta ölmesi beni hayal kırıklığına uğrattı. Böyle olmamalıydı… Night King bu kadar kolay silinmemeliydi… Üçüncü bölümü seyrederken tam savaşın bu bölümde bitmeyeceğini düşünmeye başlamıştım ki bir anda her şeyin sona erdiğini görmek açıkçası beni epey üzdü…

Şimdi Game of Thrones 8. sezonun 3. bölümünü neden tatmin edici bulmadığımı birkaç başlık altında paylaşmak istiyorum. Siz de bu bölüme yönelik düşüncelerinizi yorumlarda belirterek bizlerle paylaşabilirsiniz.

1. Özellikle kalenin dışında yapılan savaş o kadar karanlıktı ki yüksek kalitede seyretmeme rağmen ekranın ışığını epey açmak zorunda kaldım ama buna rağmen tatmin edici bir görüntü kalitesi elde edemedim. Yakın planda verilen savaş görüntülerinde kimin ne olduğunu ve ölülerin neye benzediğini bile doğru düzgün göremedim desem, yanlış olmaz.

2. Bir savaş için çok değerli olan atlı birliklerin en başta karanlığa ve bilinmeze doğru dörtnala gitmelerine bir anlama veremedim. Karşılarında ne olduğunu bile bilmeden merkezi savunmayı zayıflatacak bu hamleyi neden ve hangi mantıkla yaptılar? Her bir savaşçının değerli olduğu bu savaşta bu kaliteli savaşçılar nasıl bu kadar kolay ölebildiler?

3. Kızıl Kadının ölülerin tarafından zarar görmeden nasıl gelebildiği de bir soru işareti. Ölüler sonuçta her yeri kontrol ediyorlar… Ayrıca ellerinde bir ejderha da var. Kendileri için tehlike oluşturabilecek kadar yetenekli olan Ateş Kraliçesi’ni nasıl göremezler?

4. Karşı tarafa zarar verme kapasitesi çok yüksek olan mancınıklar neden bu kadar az kullanıldı? Onların sadece atlı birlikler ölüme giderken kullanıldıklarını gördük. Bunun dışında o kadar etkisiz kaldılar ki… Menzilleri uzun olduğu için göğüs göğse yapılan bu savaş kullanılamadı denebilir. Ama ölüler saldırdığı uzaktakileri indirmek için kullanılmaya başlanabilirdi.

5. Night King tüm gücüyle savaşırken ve kendisini en büyük tehlikelere atarken onun kurmayları olan Ak Gezenler ne yapıyorlar ve neden bu kadar etkisizler? Savaşa katılmadıkları gibi komutan olarak da bir etkilerinin olduğuna şahit olmadık.

6.  Arya’nın kale içerisinde ölülerden saklandığı bölüm genel savaş sahnelerinden o kadar kopuktu ki sırf bölümü uzatmak için eklendiği izlenimi vermekten kurtulamadı. Arya oraya nasıl ve neden gitti? Saklanıyor muydu? Tüm kale istila altındayken Arya’nın olduğu yer, zemine düşen bir kan damlasının sesinin duyulabileceği kadar sessiz nasıl olabilir? Sanki tüm kaleden kopuk ve savaşla hiç ilgisi olmayan bir yer gibi…

7. Üç Gözlü Kuzgun, kargaların görüşünü kullanarak tam olarak ne yapıyordu ve amacı neydi? Eğer Gece Kralı’nın nerede olduğunu bulmaya çalışıyorsa o yanına kadar gelmişken neden hala gözlerini açmadı?  Sahneyi dikkatle izleyince Kuzgun’un etrafındaki herkes öldükten ve Gece Kralı onun yanına geldikten sonra gözlerini açtığı görülmekte. Onun neyi görmeye çalıştığı ve planının ne olduğu çok belirsiz. Bu plan Gece Kralı’nı kendi yanına çekmek için yapılmışsa ikinci adım neydi? Gece kralı geldikten sonra ne olacaktı?

8. Jon Snow, Kuzgun’a doğru gitmeye çalışırken bir sahnede Sam ve Jamie Lannister da dahil olmak üzere herkesin başının çok ciddi anlamda dertte olduğunu gördük. Ölülerin vahşiliği ve kalabalık oluşu göz önüne alınınca bu sahneden bu kişilerin ölmeden kurtulabilmesi zekamızla alay etmek olur.

9. Tüm Game of Thrones bozunca duyduğumuz Kış Geliyor repliği ölülerin dehşetini anlatmak içindi… Ama yapılan bu büyük savaşta ölülerin tırnak içinde söylemek gerekirse “bir numarasını” göremedik. Ejderhayı hariç tutarsak sıradan bir savaştan farkını gören varsa beri gelsin. Her şey bunun için miydi? Ölüler sıradan insanlar gibi ölebiliyormuş.

10. Gece Kralı bu kadar kolaylıkla öldüğü an şu an kadar üretilen tüm son teorileri bir anda çöpe gitti. Senaristlerin bu kolaycılığa kaçma nedenini anlamak mümkün değil. Gece Kralı savaşın başlangıcında uzun süre ortalıkta görülmedi. Bu durum onun farklı bir planı olduğu tezini güçlendirirken bir anda onun aslında hiçbir planı olmadığını öğrenmek doğrusu çok kötü hissettirdi. Game of Thrones tarihinde o kadar şok edici intikam ya da ikinci plan senaryosu gördük ki doğrusu ben hepimizin ağzını açık bırakacak bir plan bekliyordum. Bu planın Gece Kralı ya da Kuzgun’dan gelmesi fark etmezdi… Ama ters köşe yapacak bir şeyler gelmeliydi… Ama olmadı…

Sonuç olarak Gece Kralı efsanesi böyle biterse ki bitmiş gibi görünüyor, Game of Thrones’un büyük bir hayal kırıklığı yaşatacağını söylemek zor değil. Yıllardır beklenen kış bu olmamalıydı…

Bu bölüm sonrasında Kuzeyliler ve Ejderha kraliçesinin taht kavgalarını ya da Cersie’nin onlara saldırmasını izlemek gerçekten hayal kırıklığı olacak… Alternatif bir son gelmesini çok isterdim ama gelmeyeceğini ön görmek için Kızıl Kadın’ın kehanetlerine sahip olmamıza gerek yok…

Game of Thrones 8. Sezon 4. Bölüm Özet ve İnceleme

Game of Thrones 8. sezon dördüncü bölümü nihayet seyretme imkanı bulabildim. Ben genel olarak bu bölüme bazı noktalarda eleştirel yaklaşsam da 8. sezonla birlikte başlayan kendi sıradanlığı içerisinde beğendiğimi söyleyebilirim. Bu tarz kaliteli dizilere büyük beklentilerle yaklaşmanın büyük hayal kırıklığı oluşturduğunu LOST’tan hatırlıyoruz. Bu nedenle ben GOT hakkında büyük beklentilere girmeden, dizideki mantık hatalarının peşine düşmeden seyretmeyi tercih ediyorum. Bu benim değil senaristlerin bir tercihi ve onların tercihlerine saygı duymaktayım.

Az önce söylediğim gibi bu bölümü dizinin genel kalitesinden bağımsız ve sadece 8. sezon mantığı içerisinde beğendiğimi söyleyebilirim. Övgü yerine eleştiri yazısı da yazabilirdim (ejderhanın kolaylıkla ölmesi, pusu kuran gemilerin görülmemesi, Missandei’nin o kadar kişi içerisinden burnu bile kanamadan kolaylıkla alınabilmesi…) ancak artık GOT için eleştiriyi bırakmak ve diziyi böyle kabullenmek gerektiğini düşünüyorum. Aksi takdirde hayal kırıklığımız daha da büyüyecektir.

Dördüncü bölümde; özlediğimiz taht kavgalarının geri döndüğüne, dizi tarihi boyunca görmeye alışkın olduğumuz beklenmedik ve şok edici sahnelerin yer aldığına şahit olduk. Demir Taht’ın senaristlerce kimin için hazırlandığını, Cersie’nin akıbetinin ne olacağını, Sansa ve Khaleesi arasında neler yaşanacağını hem Jon’un hem de diğer Stark’ların olası bir ayrışmada nasıl ve kimin yanında saf tutacağını az çok anlamış olduk. 

Bu yazıda bölümün ayrıntılarını ve önümüzdeki bölümde bizleri nelerin beklediğini, ne göreceğimizi konuşalım.

Bölüm beklendiği gibi ölenlerin yaslarının tutulmasıyla başlar. Jon’un duygusal bir konuşma yaptığı bu açılış sahnesinde ölülerle yapılan savaşta aramızdan ayrılanlara son bir bakış atarız.

Veda sahneleri arasında beni en çok etkilen Khaleesi’nin Sör Jorah Mormont’la vedalaşması oldu. Khaleesi onu alnından öper ve ona olan minnettarlığını yaşlı gözlerle gösterir. Evet, Khaleesi ona gerçekten çok şey borçlu ve Sör Jorah Mormont bence gerçek bir aşkın nasıl olacağını gösteren onurlu birisiydi. Veda sahnelerinde özellikle sekizinci sezondaki buz gibi katı tavırlarıyla tanıdığımız Sansa’nın ölen Theon için ağladığını görmek de etkileyiciydi.

Ancak kayıplar için tutulan bu yas kısa sürer. Törenin hemen ardından kutlamalara geçilir. Bu kutlama Demir tahtın geleceğinin nasıl şekilleneceğini gösteren olaylara şahitlik eder.

Daenerys kutlamaların hemen başında harika bir hamle yapar. Demirci Gendry aslında kendisi istemese ve dillendirmese bile Fırtına Burnu’nun varisidir. Khaleesi onu herkesin şaşkın bakışları arasında Fırtına Burnu’nun varisi ilan eder. “Oranın lordusun çünkü bu ünvanı sana ben verdim” der.

Onun bu hamlesinin iki amacı vardır: İlk olarak bu hamle Gendry’i ölene kadar kendisine sadık bir lord yapacaktır. İkinci olarak Daenerys bu hamlesiyle herkese kraliçenin kim olduğunu hatırlatmayı amaçlamaktadır.  

Khaleesi daha sonra Tyrion’a döner ve “Gördün mü zeki olan sadece sen değilsin” der.

Onun bu hamlesini şaşkınlıkla izleyen Sansa, Khaleesi’ye bakar ama bu kez onun yaşadığı şaşkınlık yüzünden okunabilmektedir. Evet, Khaleesi kolay bir lokma değildir.

Kutlamalar sırasında Jon Snow ve Khaleesi arasında geçen bölüm uluşan hafif soğukluk dağılmış gibidir. Birbirlerine gülümseyerek bakarlar ve gözlerini kaçırmazlar. Tabi onların her hareketi Sansa’nın yakın takibi altındadır. Kalisee zafer kazanmış bir kraliçedir. Zaferden sonra harika bir hamleyle Kuzeyli’lerin gönlünü kazanmak adına önemli adım atmıştır. Yüzünde memnuniyet ve hoşnutluk görürüz.

Bunları gördüğümü an kendimize, acaba Demir Taht senaristler tarafından onun için mi hazırlanıyor, sorunu sorarız. Ancak… Taht oyunları kendisini göstermeye başlar.

Khaleesi askerlerin kendisinin değil Jon’un etrafını sardıklarına şahit olur. Jon onlarla çok daha yakındır ve herkes onu gerçekten sevmekte ve saygı duymaktadır. Birkaç bölümdür hissettiğimiz Khaleesi’nin yalnızlığını ilk kez bu kadar net olarak görürüz. Evet, Khaleesi verdiği tüm mücadeleye rağmen yalnızdır. Hele hele sör Jorah Mormont’ın ölümü bence onun yalnızlığını katmerleştirdi.

Khaleesi büyük ihtimalle o an Kuzeyli’lerin kendisini değil Jon’u daha çok isteyeceklerini düşünür. Jon’a bakarak gülümsese de düşünceli hali daha ağır basar. Khaleesi’nin bu düşünceli hali bir kişinin dikkatinden kaçmaz: Lord Varys… Onun gelecek bölümlerde çok kritik bir rol oynayacağı şimdiden bellidir. Khaleesi düşünceli bir halde kutlamalardan ayrılır.

Bu kutlama sırasında Sansa’nın Sendor’la yaptığı bu konuşma bence önemli. Hatırlarsanız Sansa önceki bölümlerde Ejderha Kraliçesi ile konuşurken erkeklerin kolayca manipüle edilebildiğini söylemişti. Sendor, geçmişte Kralın şehrinde yaşadıklarından ötürü Sansa’yla pek konuşmak istemez ve onu hafiften tersler. Sansa önce ona bir bakış atar sonra da onun elini tutar ve samimi olduğunu gösterir. Kısa bir süre içerisinde asık yüzlü Sendor’u gülümsetmeye başarır. İşte bu sahne bizlere onun iletişim becerisinin sandığımızdan daha fazla olduğunu göstermektedir.

Kraliçe tarafından lord ilan edilen Demirci Gendry sevinçle Arya’ya koşar ve ona kendisinin leydisi olmayı yani evlenmeyi teklif eder. Ancak Arya kendisinden bekleneni yapar ve onun bu teklifini reddeder.

Bence bölümün bombalarından birisi Jaime Lannister ve Brienne’ın birlikte oldukları bu sahne. Ancak ben Jamie’in bu hamleyi onu mutlu etmek için yaptığını düşünüyorum. Az önceki kutlamalarda Brienne kendisinin bakire olduğu söylendiğinde üzülerek ortamdan ayrılmıştı. Jamie hayatını borçlu olduğu bu kişiye belki de ölmeden ve ayrılmadan önce son bir iyilik yapmak ister. İşte onların birlikte olma nedeni budur. Zaten Jamie, Brienne’in tüm ısrarlarına ve gözyaşlarına rağmen Kuzey’den ayrılacaktır. Kim bilir Jamie belki de Cersie’yi öldüren kişi olur. Eğer böyle olursa bu ölümün Cersie’ye ve çok diziye çok yakışacağını düşünüyorum.

Dördüncü bölümdeki kritik konuşmalardan birisi Jon ve Daenerys arasında geçer. Birbirlerine asla düşmanlık beslemeseler de aralarının eskisi gibi olmadığı kesindir. Hatta öpüşmeyi kesen taraf Jon olur. Onun böyle davranması Khaleesi’ye acı verir. Bu acıyı onun yüzünde görürüz.

Jon bu konuşmada Khaleesi’nin önünde diz çöker. Kendisine teklif edilse bile tahtı asla kabul etmeyeceğini söyler. Ama belli ki Khaleesi’nin endişesi Jon değildir. Kutlamalar sırasında Kuzeylilerin ve diğer herkesin Jon’a nasıl baktıklarını görmüştür. Eğer onun tahtın varisi olduğunu öğrenirlerse kendisini kabullenmeyeceklerini çok iyi bilmektedir. Khaleesi, Jon’a bunu (ya kendisinin tahtın varisi olduğunu) hiç kimseyle paylaşmaması için adeta yalvarır.

Ben burada Khaleesi’nin Demir Taht’ı düşündüğü kadar Jon’u da önemsediğini söyleyebilirim. Khaleesi onu gerçekten seviyor ve yalnız kaldığı bu zamanda onu kaybetmek istemiyor.

Ancak kader onların ağlarını yavaş yavaş örmektedir. Jon bu bilgiyi kardeşleriyle yani Sansa ve Aryayla paylaşacağını söyler. Özellikle Sansa’nın bunu öğrendiği an bu bilgiyi Khaleesi’nin aleyhine kullanacağı kesindir. Khaleesi, Jon’u odada yalnız bırakır ve ayrılır.

Savaş stratejisinin konuşulduğu toplantıda bence alınabilecek en mantıklı karar alınır. Yüksek surlarla çevrili şehre doğrudan saldırmak bir açıdan intihar olacaktır. Şehri kuşatmaya karar verirler. Bu toplantıda şu an kadar aralarında bakışmalar dışında sert bir konuşmaya şahit olmadığımız Sansa ve Khaleesi arasında sert bir konuşmanın geçtiğini de not etmek gerekir. Khaleesi, kraliçe olduğunu ona hissettirir ve gözlerinin içine bakarak onunla sert konuşur.

Jon, bence hayatının hatasını yapar ve kendisinin Targaryen soyundan geldiğini ve dolayısıyla tahtın varisi olduğunu Arya ve Sansa ile paylaşır. Kuzgun zaten bunu bilmektedir. Jon onlardan kimseyle paylaşmayacakları sözünü alsa da Sansa’nın bunu kullanmayacağını düşünmek büyük saflık olur. Ben konuşma için Jon’un taht için uygun olmadığını, harika birisi olsa da Demir Taht’ı yönetemeyeceğini net olarak gördüğüm sahne diyebilirim. Daenerys, Sansa’nın hamlesini görebilirken Jon onlara güvenmeyi seçti ve yanıldı. Sansa bulduğu ilk fırsatta bu bilgiyi Tyrion’la paylaşır. Tyrion da Lord Varys’la… Bu artık bir sır olmaktan çıkar ve herkesin bildiği bir bilgiye dönüşür.

Görüldüğü gibi Khaleesi’nin Demir Taht şansı git gide azalmaktadır.

Bu arada kaleye gelen sör Bronn ne kadar güvenilemeyecek birisi olduğunu bir kez daha ispat eder ve eğer istediğini alırsa Cersie’ye ihanet edeceğini söyler. Onu nasıl bir sonun beklediğini göreceğiz. Onun yetenekli bir katil olması gelecek bölümlerde savaşı kazanan tarafı lehine kritik hamleler yapabileceğini gösteriyor.

Bu arada hiç kimsenin beklemediği bir şey olur. Deniz yoluyla Kralın Şehri’ne doğru giden gemiler pusuya düşerler. Veeee ne yazık ki Daenerys bu saldırıda gözlerinin önünde bir ejderhasını daha kaybeder. Ejderha kendisine saplanan dev oklarla denize düşer ve ölür. Cersie’nin yeni müttefikleri az bir kuvvetle ve hiç kayıp vermeden tüm dengeleri değiştirecek bir hamle yapmayı başarırlar. Ayrıca Missandei’i esir alarak Cersie’nin eline bir koz daha verirler.

Cersie’nin tahtı vermemek için kelimenin tam anlamıyla her şeyi yapacağını bir kez daha görürüz. Cercesi kale kapıları halkı korumak için açtığını söyleyerek onları şehre doldurur. Ama şeytani zekasıyla kurduğu oyun başkadır. Onun halkı zerre kadar umursamadığı bellidir. Şehre masumları doldurma amacı sivilleri savaşta bir kalkan gibi kullanma isteğidir.

Lord Varys, Cersie’nin bu hamlesinin ne anlama geldiğini çok iyi anlar ve bunu Khaleesi’ye iletir. Ancak Khaleesi görünüşe göre neye mal olursa olsun bu saldırıyı yapacaktır. Lord Varys’ın bu sahnede ona bakışları onu tanıyanlar için bence yeterince korkunç…

Zaten bu konuşmanın hemen ardından Tyrion ve Lord Varys arasında geçen konuşmada taht oyunlarının en çarpıcılarından birisine daha şahit oluruz. Lord Varys, açıkça Khaleesi’nin tahta oturmasını desteklemediğini söyler. Ona göre taht Jon’un hakkıdır. Lord Varys, Tyrion’a tarafını doğru seçmesini söyleyerek adeta bir gözdağı verir. Bu arada Tyrion’ın “Peki ya Khaleesi ne olacak?” sorusuna cevap vermese de onun öldürüleceğini kastettiğini anlarız.

Ordular Kralın Şehri’ne doğru hareket ettiğinde Sansa Kuzey’de kalır. Ejderhanın öldüğü haberi nedeyse onu sevindirdi desem inanın abartmış olmam.

Final sahnesinde şehrin yüksek surlarını ve ejderhalar için konuşlandırılmış dev okları görürüz. Tyrion ölümü göze alarak surlara yaklaşır ve Cercie’yi teslim olması için ikna etmeye uğraşır. Cersei tek kelime bile etmez ama onun kendisi dışında hiç kimseyi düşünmediğini zaten biliyoruz. Cersei, şehirde taş üstünde taş kalmayacağını bilse bile teslim olmayacaktır.

Cersei’nin Tyrion’a cevabı ne yazık ki Missandei’i öldürmek olur. Khaleesi nefret dolu bakışlarla oradan ayrılır. Ne onun ne de Cersie’nin teslim olmaya niyeti yoktur.

Peki, gelecek bölümde ne olacak? Sadece bir ejderhanın kaldığını ve orduların savaş yorgunu olduğunu düşünürsek onların bir kuşatma savaşı yapacaklarını ön görebiliriz.

Bu kuşatma sırasında kaleye sızmak gibi ya da kaleden onların arasına birisilerinin sızması gibi sürpriz ve heyecanlı hamleler görebiliriz.

Savaşın sonucunun ne olacağına yönelik düşüncem şu.

Tüm dengeleri beraber düşünürsek Cersei’nin bu savaşı kazanacağı kesin gibi.. İşte tam olarak bu nedenle Cersei kaybedecek. Hatta onu daha önce söylediğim gibi Jaime Lannister öldürebilir. Cersei’nin kaybedeceğinin en büyük işareti zaten ondan sonrasına yapılan yatırımlar. Bölüm boyunca neredeyse herkes Cersei’den sonra ne olacağını konuştu. Dengeler ve taraflar netleşmeye başladı. İşte bu nedenle nasıl olur bilemem ama Cersei bu savaşı kaybedecek. Kaybettiği zamanda hayatta kalamayacağına göre muhtemelen ölecek.

Demir Taht’ın kimde kalacağı konusu bence yine sürprizlere gebe… Dengeler Khaleesi’nin aleyhine değişti ama Jon Snow’un onu yalnız bırakacağını düşünmüyorum. Tüm sevgimize rağmen Jon Snow Demir Taht için uygun değil. Taht oyunlarını bilmiyor eğer tahta çıkarsa onu çiğ çiğ yerler. Tahta Khaleesi daha çok yakışıyor hem de her açından…

Game of Thrones – Demir Taht’a Kim Sahip Olacak?

Game of Thrones’in sekizinci sezonla birlikte hızlı bir final sürecine girdiğini ve mantıksal ya da kurgusal hatalar yapmak pahasına da olsa bir tercih yaptığı görülmektedir. Dizinin kalitesini düşürdüğü ve geçmişine ihanet ettiği gibi düşünceler olsa da ben daha önce yaşadığımız LOST örneğinden farklı bir durum göremiyorum. Ne yazık ki bu tarz popüler diziler her nedense seyircileri tatmin etmeyen daha basit sonları tercih ediyorlar.

Bu tartışmayı bir kenara koyarak Demir Taht’a kimin oturacağını konuşalım. Ben bu yazıdan doğrudan sonuca yönelik düşüncelerimi paylaşmak istiyorum. Tahtın görünüşte iki büyük adayı olduğunu söyleyebiliriz. Daenerys Targaryen ve Jon Snow. Bu arada şu an tahtta oturmaktan olan Cersei Lannister’ı da hesaba kattığımızda Demir Taht için üç büyük aday olduğunu söyleyebiliriz.

Ben önümüzdeki bölüm ya da bölümlerde yapılacak savaşta her ne kadar güçlü görünse de Cersei’nin bir şekilde savaşı kaybedeceğini düşünüyorum. Böyle düşünmemin en önemli dayanağı 8. Sezon boyunca tüm karakterlerin Cersei sonrası için oyun kurmaya çalışması… Tüm bu taht oyunlarının boşa kurulduğunu düşünmüyorum. Cersei oradan inecek ve inmeyi kendisine yediremediği için sonu ölüm olacak. Hatta onu Jaime Lannister öldürürse çok şık olur. Jaime Lannister yaptığı tüm pislikleri örten bir sonla veda etmiş olur dizeye…

Geriye Jon Snow ve Daenerys kalmakta… (Ben Sansa’yı Demir Taht’a aday olarak görmüyorum. Kuzey’in başına geçebilir ama Demir Taht’a asla…) Jon’u çok sevdiğimiz bir gerçek. Onun ölümden dönmesi Jon’a ayrı bir gizem kazandıran bir özellik. Halk onu çok seviyor; onu sevmeyen ve ya da en azından saygı duymayan hiç kimse yok denebilir. Ancak ben tüm bunlara rağmen onun taht için uygun olmadığını düşünüyorum. Jon taht oyunları bilmediği gibi yöneticilik kapasitesi olan birisi de değil. Jon, sekizinci sezon 4. bölümde Sansa’ya verdiği bilgiyi Sansa’nın Daenerys aleyhine kullanacağını bile hesap edemedi… Jon’u eğer Demir Tahta çıkarsa, tahtta çiğ çiğ yerler ve Jon bu ayak oyunlarıyla baş edemez. Bu nedenle onun tahta çıkmasını doğru bulmuyorum ve senaristlerin bu hataya düşmeyeceğini umuyorum.

Ancak Daenerys böyle değil; küllerinden doğarak bu günlere ulaşan ve inanılmaz bir yönetim tecrübesi kazanmış olan birisi. Zincire vurulmak, köle gibi satılmak, ihanete uğramak… tüm bunlar onu çok ama çok güçlü birisi haline getirdi. Onun Dothraki Sea ve Meereen’da kazandığı yöneticilik tecrübesini de unutmamak gerekiyor. O, tüm bunlarla adeta taht için bir prova yapmış oldu. Onun tahta en çok yakışan aday olduğunu söylemek zor değil. Ancak 8. sezonda en yakınları kaybetmesi ve sonuçta sadece bir ejderhanın hayatta kalabilmesi onun ne yazık ki taht için şansını oldukça azaltmakta. Jon Snow ona sonuna kadar destek vereceğini söylüyor ama halk aksini iddia eder ve Jon’u sıkıştırırlarsa ne olacağını kestirmek zor değil. Jon, tüm sevgisine rağmen halkın ve kardeşlerinin istediği yerde durmaya karar verebilir.

Game of Thrones 8. Sezon 5. Bölüm Analiz 1 – Savaşı Kim Kazandı?

5. bölüm bence, efsane bir diziyi sekizinci sezonda intihara yönlendiren senaristlerin dizinin tabutuna çaktıkları son çivi olmuş. Bölümün baştan sona kadar eleştirilebilecek o kadar çok yönü var ki… Ben bunların birkaç tanesini söyledikten sonra artık diziyi eleştirmenin bir işe yaramadığını seyrettiklerimizin senaristlerin bilinçli bir tercihi olduğunu son bir kez hatırlatmak istiyorum.

Öncelikle Demir Donanma’nın daha önce bir ejderhayı hiç zorlanmadan nasıl yere indirebildiğine şahit olmuştuk. Ancak savaşın başlangıcında onlarca gemi ejderhayı vurmak için hazırlıkta beklerken ve ejderha onları hiç şaşırtmadan havadan kendini göstere göstere gelirken onu nasıl vuramadıkları büyük bir soru işareti ve sanki seyircilerin aklıyla alay etmek gibi olmuş. En azından bir şaşırtma taktiği uygulanabilir veya Gece Kralı’nın yaptığı gibi bir süre sonra savaşa dahil edilebilirdi. Okların ejderhalar için nasıl ölümcül olabildiğini görmüştük. Bu sahne Ejderha Kraliçe’sinin her şeyini ortaya koyduğu bir kumar gibi düşünülebilir ama okların ejderhayı vuramaması diye bir şey bence söz konusu olamazdı; zira onların ne kadar isabetli atış yapabildiğini geçen bölüm görmüştük.

İkinci olarak ejderhayı kaybetmenin savaşı kaybetmek olacağını çok iyi bilen Daenerys ejderhasını bu kadar açık hedef yapmamalıydı. Ejderha o kadar değerli ki onu kaybetmek savaşı kaybetmekle neredeyse eşit. Onun böyle bir hamle yapması akıl alır gibi değil.

Ayrıca son bölüme yakışır bir savaş bekleyenler de hayal kırıklığına uğrayacak çünkü küçük çatışmalar dışında hiç savaş olmadı desem herhalde abartmış olmam.

Şimdi bu eleştirilere bir nokta koyarak bölümde neler olduğunu konuşmaya başlayalım.

Lord Varys’ın Ölümü

Lord Varys’ın ölümüne üzüldüm diyemem; çünkü kendisi bir tercih yapmıştı ve tercihinin sonucunun eğer yakalanırsa ölüm olacağını biliyordu. Hatta önceki bölümde Tyrion’ı tarafını iyi seçmesi gerektiğini söyleyerek üstü kapalı tehdit bile etmişti. Ayrıca Tyrion ona “Peki ya Daenerys’e ne olacak?” diye sorduğunda onun öldürüleceğini ima ettiğini biliyoruz. İşte bu nedenle Lord Varys’ın ihanetini öğrenen Khaleesi’nin onu öldürtmesi çok yerinde bir karardı ve başka türlü davranamazdı. Çünkü bu doğrudan doğruya bir isyan ve ihanetti. Bunun cezasıysa belliydi. Aksi bir durumda Khaleesi zayıflık göstermiş olurdu ve sonunu hazırlardı.

Ancak burada şunu söylemem gerekiyor: Lord Varys, Cersei’nin sivilleri neden kaleye aldığını çok iyi biliyordu ama kaleye sığınan bu masum insanların ölmemesi gerektiğini savunuyordu. Khaleesi ile yaşadığı en büyük görüş ayrılığı buydu. Bölüm sonunda gördüklerimiz Lord Varys’ın endişesini haklı çıkardı. Khaleesi’nin sivillere neden saldırdığını az sonra konuşmayı düşünüyorum ama söylemek istediğim şey Lord Varys’ın endişelerinde haklı çıktığı… Bu arada onun Khaleesi’ye ihanetini haklı buluyor gibi bir konuma da düşmek istemem; çünkü ne olursa olsun Kraliçesi’ne hem de bu en kritik anda ihanet etmemeliydi, onu yarı yolda bırakmamalıydı. İşte bu nedenle onun ölümüne ve Khaleesi’ye zarar verememesine sevindim. Bu arada Lord Varys’ın ölümü özellikle Sansa’nın kullanmak isteyeceği bir malzemeye dönüşebilir.

Khaleesi Neden Sivilllere Saldırdı?

Khaleesi savaşı kazandığı kesinleştikten sonra hatta şehrin teslim olduğunu gösteren çanlar çaldıktan sonra kelimenin tam anlamıyla şehirde taş üstünde taş bırakmayacak şekilde hem de asker ve sivil ayrımı gözetmeksizin şehri yakmaya başladı. Onu sivillere saldırdığı için tabi ki eleştirebiliriz ancak onun bunu neden yaptığını anlamaya çalışalım.  Khaleesi’nin böyle davranma neden davrandığı son birkaç günde yaşadıklarında gizli. O artık halkın kendisini seveceği ümidini tamamen kaybetti. Kuzeyi savunmak için yaptığı savaşta en yakınları birer birer öldü.

Khaleesi yalnız kaldı. En çok güvendiği kişilerden yani el-lerinden ihanet gördü. Aslında ona ihanet eden sadece Lord Varys değildi; Tyrion, Sansa’dan öğrendiği bilgiyi doğrudan Kraliçesi ile paylaşmalıydı ama o öyle yapmadı; bunu Lord Varys ile paylaştı. Ben Lord Varys’ın öldürüldüğü sahnede açıkçası Tyrion’ın da öldürülmesini bekliyordum; ama Khaleesi belki de yapılacak savaşı göz önünde tutarak belki başka nedenlerle ona olan güveni tamamen bitse bile Tyrion ve Lord Varys’ı aynı kefeye koymadı. Tyrion, her ne kadar hata yapsa da Khaleesi’ye doğrudan ihanet etmedi. Khaleesi Tyrion ve Lord Varys arasındaki farkı ayırt edebilecek kadar zeki birisi.

Ama sonuç olarak Khaleesi ihanet üstüne ihanet gördü ve çevresindekilere olan inancı çok sarsıldı. Lord Varys’ın ihanetini öğrendikten sonra günlerce kimseyle konuşmadı ve bir şey yemedi. Onun bitkinliği zaten yüzünden okunuyor. Ancak onu sarsan ve yıkan bence bu ihanet değildi. Khaleesi uğruna Kuzey’e geldiği belki Demir Taht’a saldırma planlarını ertelediği Jon Snow’un artık onu sevmediğini anladı. İşte Khaleesi’yi çıldırtan şey buydu. Uğruna bir ejderhasını kaybettiği, hayatının en büyük amacı olan Demir Taht’ı almak için Cersei’ye saldırmayı ertelediği ve bence gerçekten sevdiği Jon Snow’un artık onu sevmediğini anladı. Sevdiği adam onu sevmiyorsa halk onu nasıl kraliçe olarak kabullenecekti? İşte o an Khaleesi sevgi ve korku arasında bir tercih yapmak zorunda kaldı. Halk ya onu sevdiği için ya da ondan korktuğu için ona boyun eğecekti. Khaleesi sevginin imkansız olduğunu anladı; çünkü en yakını bile artık onu sevmiyordu. Geriye tek bir seçenek kalıyordu: Halkın ondan korkması…

İşte onun bu tercihinin arkasında yatan psikoloji buydu. En yakınları tarafından ihanete uğrayan, çevresinde belki Lekesizler dışında onu gerçekten seven hiç kimse kalmamıştı. Khaleesi’nin istediği şey bu değildi. Bu psikoloji onu adeta delirtmiş ve kendinden geçmesine neden olmuştu.

Hatırlarsanız yedinci sezonda Khaleesi tam üç ejderhaya ve büyük bir orduya sahipken ve Demir Taht’a saldırarak onu alma gücü varken sırf sivilleri düşündüğü için bu saldırıyı yapmıyor ve erteliyordu. Ama yaşadıkları işte onu bu çılgınlık noktasına kadar sürükledi.

Cersei’nin ölümü

Beşinci bölümde dizi hayranlarını memnun etmeyecek belki de kızdıracak en önemli sahne Cersei’nin ölümü olabilir. Onun kale düşmeden önce adeta çıldırdığını ve aklını kaybetme noktasına geldiğini gördük. Savaşı kaybettiklerine bir türlü inanamıyordu. Demir Donanma’nın hala Karasu Körfezi’ni tuttuğunu düşünüyor; Kızıl Kale’nin şehrin en güvenli yeri olduğun savunuyordu. Adeta aklını kaçırmış gibiydi. Şehir gözlerinin önünde küle dönüyordu ama Cersei bunu kabullenmek istemiyordu.

Cersei işte bu durumdayken ve Kızıl Kale yerle bir olmuşken gizli geçitleri kullansa bile oraya nasıl ulaştığı bir soru işareti olan Jaime Lannister tarafından kurtarıldı. Ancak geçit yıkıntılar tarafından kullanılamaz hale gelmişti. Jaime Lannister ve Cersei birbirlerine sarıldılar ve yıkıntıların altında kalarak can verdiler. Bu bence Cersei için çok kolay bir ölüm oldu. Onun Khaleesi ile yüzleşmesini ve en azından Missandei’in intikamının alındığını Khaleesi’nin ağzından duymayı çok isterdim.

Khaleesi’nin Bu Tercihi Neye Mâl Olacak?

Açıkçası Khaleesi, Jon Snow başta olmak üzere herkesin güvenini tam anlamıyla kaybetti. Jon Snow hiçbir zaman tahtı istememişti ve son ana kadar Khaleesi’nin yanında durdu ve onun için savaştı. Ama az önce söylediğim gibi Khaleesi’nin istediği şey onun sevgiydi ama bunu elde edemedi. İşte bu yüzden o Jon Snow’u bile kaybetmek pahasına bu saldırıyı gerçekleştirdi. Sonuçta onun bu tercihi hiç şüphesiz kendisine çok pahalıya patlayacak. Sansa başta olmak üzere herkesin eline verdiği bu koz onun aleyhine olacak. Ancak artık onun bunların hiçbirisi önemsediğini düşünmüyorum. Herkes gibi Khaleesi de bir tercih yaptı ve yaşadığı ihanetler ve şoklar onu bu tercihi yapmaya zorladı.

Game of Thrones 8. Sezon 6. Bölüm – Dizi Finali İnceleme

Game of Thrones seyirciler için her zaman kalitenin adı olmayı başaran bir dizi. Bu gelenek hiç bozulmadı. Her bir bölüm için 15 milyon $ harcanan dizi hem senaryosuyla hem de kalitesiyle hep zirvede oldu. Ta ki 8.sezona kadar. Peki ne oldu bu 8. sezonda? Olan şey şuydu: Kitabın yazarı finali anlattığı kitabını henüz bitirmedi. O bitirmedi ama senaristler biz seni bekleyemeyiz diyerek final senaryosunu kendileri yazmayı tercih ettiler. Dizi fanları feryat etmeye başlasa ve 8. sezonu beğenmese bile artık iş işten çoktan geçmişti; çünkü tüm bölümler çekilip biteli çok olmuştu.

Game of Thrones 8.sezon 6. bölümü yani final bölümü bugün yayınlandı. İnanın ilk kez konuşacak bir şey kalmadı deme noktasındayız. Sözün bittiği yerdeyiz. Efsane bir dizi adım adım ve bölüm bölüm nasıl batırılabilirdi? İşte bunu bize göstermeyi başardılar. Hem de ne başarı… Alkışlar onlara… Bu arada senaristlerin hakkını teslim edelim. Bu istikrarlı bir batıştı. Tam 10 yıldır herkesi kendine hayran bırakan bir dizi bir anda sıradanlığın da altına iniverdi.

Dizinin final bölümünü seyrettikten sonra hiç lafı dolandırmadan net olarak söylemem gereken ilk şey şu: Final bölümü bence şu ana kadar çekilmiş bölümlerin en kötüsüydü. 8. sezon başladığında dizinin iyiye gitmediğini herkes dillendirdi. Tam yedi sezondur beklenen kış bir bölümde bitiverince efsane Gece Kralı ölümlülerin karşısına çıktığı ilk savaşta öldürülünce eyvah demiştik… Ama yine de her şeye rağmen içimizde bir ümit besliyorduk. Çünkü dizi henüz bitmemişti; önümüzde birkaç bölüm vardı. Senaristler bu olumsuzlukları telefi edebilirlerdi. Hiç beklemediğimiz olaylara şahit olabilirdik; tıpkı GOT tarihi boyunca sayısız kez şahit olduğumuz gibi.

Ancak senaristler sanırım o kadar çok para kazandık ki bu bize yeterli demişler ve açıkçası dizinin tarihine ihanet etmişler. Dizi böyle bitmemeliydi. Efsane bir dizi iki senaristin eline verilmemeliydi. Yazar bu hatayı yapmamalıydı ama kim bilir belki o bile bu kadar kötü bir final sezonu beklemiyordu.

Kelimelerin tükendiği yerdeyiz. Bölüm analizi yapmak abesle iştigal…  Meğerse senaristlerin bir gün önceki açıklamalarının nedeni buymuş. Senaristler bölüm yayınlandığında ortalık olmak istemediklerini, internete bile bakmayacaklarını söylemişlerdi. E tabi a kadar hakareti üzerlerine almak kolay değil…

Bu bölümde yani dizi finalinde şunu gördük: Tüm kötülüklerin kaynağı meğerki Daenerys Targaryen’mış(!).. Meğer o öldüğü anda tüm ülkeye ya da tüm krallıklara birden demokrasi geliverecekmiş de aradaki tek engel Daenerys’miş…

Babalarını öldürenler katilleri, kendi ailelerini katledenler, sevmedikleri kişilere akıl almadık işkenceler uygulayanlar, onları hapsedenler, tahta zorla sahip olanlar, Ned Stark’ın kellesi alınırken gülenler, birbirini kesenler, tecavüzcüler ve hatta az önce teslim olmuş insanları koyun gibi kesen Lekesizler.. Tüm haşmetli krallık herkes ama herkes Daenerys’in ölümünü bekliyormuş. O ölünce birden krallıklara demokrasi geliverdi ve krallarını artık seçimle işbaşına getirmeye karar veriverdiler.

Dizi finali neresinden tutarsak tutalım bir bir dökülen bir bölümdü… Hangi rezillikten bahsedeyim bilemedim. Ejderha Kraliçesi bir buçuk bölüm ölümüne bile üzülmeyeceğimiz bir şeytana dönüştü. O değil miydi ilk sezonda Dothraki’ler bir köydeki kadınlara saldırdığı için ölümü göze alarak onlara karşı çıkan? O değil miydi bir köle yürürken yorulduğu için tüm askerleri molaya zorlayan? O değil miydi Kralın Şehri’ni yerle bir edecek güce sahipken sır masumlara zarar gelmesin diye hem de 3 ejderhaya sahipken saldırmayan ve başka çözümler arayan? Meğer  tam yedi sezondur yedi kadim sezondur Daenerys hakkında yanılmışsız; meğerse o bir şeytanmış… Buna inanacak varsa aklını bir köşeye koysun bence? Yok güç zehirlenmesi yok şu yok bu… Bunların hiçbirisi bu ani ve saçma değişimi izah edemez. Toplam bir buçuk bölümde bir kişi nasıl birden bire bir şeytana dönüşebilir? Teslim olanların bile bir bir öldürülmesi emrini nasıl verir? Senaristler bence dizi fanlarını aptal yerine koyarak onlara dizinin başında yakılmış yıkılmış bir şehir göstererek Daenerys’i şeytanlaştırabileceklerini sandılar. Saçmalamayın lütfen! Siz koca bir dizinin tarihine ihanet ettiniz…

Ama size şunu söyleyeyim ey senaristler! Dizi seyircileri aptal değil; onların çoğu belki sizden daha zeki… Eğer birkaç tane fandan yardım alsaydınız eminim sizden daha güzel bir senaryo yazabilecek onlarca kişi bulabilirdiniz. Uzun süredir tanıdığımız ve sevdiğimiz Gri Solucan birden sokak ortasında insan boğazlamaya başlıyor. Hatta Jon Snow karşı gelirse Gri Solucan onu da öldürecek… Jon Snow masumlar ölmesin, dediği için Gri Solucan onu neredeyse öldürecek. Bu sahne nedir Allah aşkına? Bunları yaparak Daenerys Targaryen’dan nefret mi ettirecektiniz bizi? Ne kadar komiksiniz. Bir anda bir şeytan çıkaralım demişsiniz. Bir günah keçisi bulalım ve tüm suçu ona atalım… Onun adı da Daenerys olsun… Pes pes pes…

Daha önceden internete düşen senaryolardan ve bir önceki bölümde olanlardan Daenerys’ın öleceği az çok anlaşılmıştı evet… Ancak siz ey senaristler ona üzülmemizi bile çok gördünüz. Onu bir şeytana dönüştürdünüz ve onun ölümüne üzülemezsiniz, dediniz. Arya onun için “Katilleri görünce tanırım.” dedi. Evet, bu kadar düştünüz. Onu yerden yere vurdunuz ve katil yaptınız. Peki Kuzeylilere soralım bakalım: Neden bir katilden yardım istediniz? O sizin için savaşırken katil değildi ama… Sizin için ejderhasını kaybederken gayet iyiydi… Yok yok iğrençsiniz senaristler… Kuzeyliler onu kullandılar ve işleri bitince onu çöp gibi attılar. Aslında bu onların değil senaristlerin saçmalığı…

Daenerys böyle bir ölümü hiçbir zaman hak etmedi… Onu bir şeytana dönüştürüp öldürmek için miydi tüm her şey? O ölse bile böyle ölmemeliydi. Yalnız kimsesiz kalan Daenerys’i en güvendiği ve hala gel birlikte olalım, dediği en yakını öldürdü…

Peki ya Sansa’ya ne demeli? Ey senaristler Sansa tacı takınca Kuzey’in kraliçesi olunca bir meleğe mi dönüştü? Buna mı inanmalıyız? Meğerse Sansa ne kadar masum ve ne kadar tertemizmiş. Onun tek istediği masum bir istekmiş: Kuzey’i yönetmek ve herkesi kendi önünde diz çöktürmek. Sansa bir melek gibi görünürken Daenerys’i nasıl şeytan gibi gösterebilirsiniz? Siz bu mantıkla birkaç bölüm sonra Sansa’dan da bir şeytan çıkarabilirsiniz.

Bölümde belki de en sevmediğim kısım: Cersie ve Jamie Lannister’ yapılan matem töreni… Ne töreni demeyin lütfen… O sahneyi tekrar izleyin. Bir tarafta Tyrion’un gözyaşları, diğer tarafta Cersie ve Jamie’nin birbirine sarılı bedeni ve fonda gayet duygusal bir müzik… Pes.. Pess ve pesss. Demir tahtın gördüğü en acımasız kişilerden birisi olan Cersie’nin ölümüne üzülmemizi nasıl istersiniz bizden? Dalga mı geçiyorsunuz? Üstelik siz bu matemi Daenerys’ten esirgediniz. Onu bir şeytan gibi öldürdünüz! Senaristler aklımızda dalga geçmeyin lütfen.

Büyük EL Tyrion Lennistır’a göre Lord Varys haklıymış… Yani Daenerys’in öldürülmesi gerekiyormuş. Ey Tyrion sen önce yaptığın hataların ve ihanet derecesindeki yanlışlarının, aptallıklarının hesabını ver! Sen kim hakkında yanılmadın ki? Sen Cersie’nin ölülerle yapılacak savaşta Kuzey’e ordu gönderebileceğini düşünecek kadar kendi öz kardeşini tanımaktan uzaksın. Sansa bile senden daha iyi analiz etti Cersie’yi… Ordu göndermeyecek, dedi ve o haklı çıktı. Sen şimdi yeni kralın da elisin… Ama bunu hak ediyor musun bir bak bence boy aynasında kendine!

Peki Demir Taht’ın (gerçi taht eridi ama…) yeni sahibi Kuzgun’a krallık yakışıyor mu? Hayır yakışmıyor! Kuzgun bir bilge… Siyaset oyunlarının döndüğü, yeri taht oyunlarının yaşanacağı, genelev işletmelerinin konuşulduğu toplantı salonu Kuzgun’un yeri değil. Bence bilge kuzgun bir danışma makamı olmalı krallar, eller ve herkes ona danışmaya gelmeli. Bir krala yağ çekmeye gelinir. Kuzgun’a bilgi almaya gelinmeliydi. Ama tabi pardon şunu unuttum. Şeytan Daenerys ölünce ülke birden demokrasiye geçti… Artık taht oyunları falan olmayacak(!). Onlar tarihte kaldı (!). Çok pardon ey senaristler…

Dizi yayınlanmadan önce oyuncuların konuşmalarına bakarak bir şok bekledik. Her şeye rağmen bize çok yaşatacak bir sahne… Bunu bekledik… Ama final sahnesi bize bir şok yaşatmadı. Bölüm boyunca geliyorum diye bağıran ölümün ne zaman olacağını bekledik sadece.

Peki ya ejderha? Ejderha o kadar zeki bir yaratık ki tüm suçun tahta olduğunu anladı ve annesini öldüren Jon Snow dururken tahtı eritti. Meğerse ne kadar analitik düşünebilen bir yaratıkmış. O bence yeni kralın eli olabilecek zeka düzeyinde… Lekesizlerden bile daha akıllı olduğu kesin…

Gri Solucan ve Lekesizler kraliçelerini öldüren birisini nasıl sağ bırakırlar? Onu tutsak almışlar(!).. Bu tüm GOT tarihinde duyduğum en saçma cümle olabilir. Gri Solucan az önceki sahnede kraliçenin emrine karşı geldiği için Jon’la savaşmak üzereyken şimdi kraliçesini öldüren birisini tutsak alacak… Çok komiksiniz ey senaristler! Yapmayın böyle artık diyeceğim ama dizi sona erdi zaten yapamazsınız…

Sonuç olarak özellikle 8. Sezona zaten ölü başlayan bir dizi canlanır mı, bir mucize görür müyüz diye ümitle bekledik. Ama senaristler bizi hiç şaşırtmadılar. Efsane bir diziyi intihar ettirdiler… Ben şahsen dizinin bu kadar kötü bitmesini beklemiyordum; gerçekten beklemiyordum. Dizi beklediğimden daha kötü bitti hem de çok kötü… Bildiğiniz gibi değil…  Senaristler sanırım sadece burada bizleri şaşırtmayı başardılar; kötünün de kötüsünü yaparak.

Bu arada Arya’ya ve diğer önemli karakterlere ne mi oldu? İşin doğrusu şu: Artık umurumda bile değil. Onlar bizi umursamadılar; ben onları neden umursayayım?

Chernobyl - Çernobil

Çernobil, 6 Nisan 1986 yılında o zamanlar Rusya’ya bağlı olan günümüzde Ukrayna sınırları içerisinde yer alan Pripyat şehri yakınlarında gerçekleşen bir nükleer patlamayı konu alıyor. Ancak bu patlama sıradan bir kaza değil. Tarih boyunca ölçülen en yüksek radyasyon oranına rastlanılan çok tehlikeli bir patlama. Nükleer enerji reaktörlerinin tasarım güvenliği tarihi, Çernobil patlamasından önce ve sonra olmak üzere ikiye ayrılır. Bu olayın etkisi sadece belli bir bölgeyle sınırlı kalmadı. Türkiye’nin de içerisinde bulunduğu pek çok ülkeyi etkiledi.

Bu arada dizi, Game of Thrones’u yayınlayan HBO kanalı tarafından gösteriliyor.

Dizi Detaylara Çok Önem Veriyor

Chernobyl adlı diziyi öne çıkaran en önemli noktalardan birisi bence dizinin detaylara verdiği önem. Reaktörün patlama anından hemen sonra yaşananlar çok gerçekçi bir şekilde yansıtılmış. Reaktörün içerisinde olanlar o kadar detaylı aktarılıyor ki kendinizi sanki orada bu olayı yaşayanlardan birisi zannediyorsunuz. Santralin içerisinde yaşananlar, itfaiyecilerin yangını söndürme çabaları, halkın olayı nasıl gördüğü, yetkililerin kapalı kapılar ardından aldığı kararlar… Bunların hepsi inanılmaz ayrıntılarla tek tek anlatılmış. Bu arada dizide görülen karakterlerin tamamı gerçek kişiler. Üstelik bu benzerlik isimlerden ibaret değil; karakterler gerçek kişilere fiziksel olarak da benzetilmiş.

Dizi bu kadar özenle hazırlanınca bu durum IMDB puanlarına da hemen yansımış. Dizinin puanı 9,6 ki bu puan IMDB tarihinin en yüksek puanlarından  birisi. Sonuç olarak dizide reaktörün içi de dahil olmak üzere gerçeğin birebir aynısı bir ortam oluşturulmuş. 1980’lerin Rusya’sı diziye birebir yansıtılmış. Hiçbir ayrıntıdan kaçılmamış.

Dizinin Duygusal Dokunuşları

Dizi yapımcıları duygusal dokunuşlar yapmayı da ihmal etmemişler. Aynen Titanik örneğinde olduğu gibi. Titanik (1997) filminde Leonardo DiCaprio ve Kate Winslet’ın canlandırdıkları karakterler arasındaki duygusallık filmin bu kadar beğenilmesini sağlayan en önemli faktörlerden birisi. Chernobyl – Çernobil (2019) yapımında da aynı dokunuşları görüyoruz. Nükleer santralin patlaması sırasında bir karakterler ve aileleri arasında yaşanılan duygusal ilişkiler bence çok sağlam. Çeşitli sahnelerde kısa da olsa gösterilen hayvan ölümleri de dizinin en etkili sahneleri arasında yer alıyor.

Dizi Tarihi Olaylara Birebir Bağlı mı?

Dizi yapımcıları bağlı olduklarını söylüyorlar. Ancak benim şahsi görüşüm dizilerden tarih öğrenilemeyeceği yönünde. Dizilere tarih öğrenme amacıyla değil eğlence ve iyi vakit geçirme amacıyla yaklaşmak daha doğru olabilir. Ancak Rusya’nın Çernobil faciasına yönelik resmi açıklamalarına bakıldığı zaman dizi senaryosunun daha gerçekçi olduğu bir realite.  Dizide yetkililerin nasıl canla başla olayın üzerini kapatmaya çalıştığı, kamuoyunu nasıl yanlış yönlendirdikleri, reaktör patlamasındaki gerçek verileri ısrarla sakladıkları, olaya şahitlik eden mühendisleri nasıl ölüme yolladıkları, onların raporlarını nasıl sümen altı ettikleri ayrıntılı şekilde aktarılmış.

Çernobil Kazasına Sebep Olan Şey Gerçekte Neydi?

Dizide patlamaya sebep olan şeyin ne olduğu net olarak açıklanmıyor. Zaten santralde çalışan bilim damları da ne olduğunu konusunda hem fikir değiller. Özellikle nükleer çekirdeğin patlaması konusunda… Mühendisler ısrarla çekirdeğin patladığını söylese de yetkililer bunu kabullenmek istemiyorlar. Hatta bariz olarak görülen gerçeklerin bile üzerini kapatıyorlar.

Uluslar arası Nükleer Güvenlik Danışma Kurulu’nun 1986 yılında yayınladığı raporda çalışanların dördüncü reaktörü kapattığı anda ısının korkunç boyutlara ulaştığı söyleniyor. Bu ısı yükselmesi sonucu patlamalar gerçekleşiyor.  Ancak sıcaklığın patlamaya neden olabilecek kadar nasıl yükseldiği hala bilinmiyor.

Kaza Sonrasında Rusya’nın Tutumu ve Ölü Sayısı

Kaza sonrasında Rusya çeşitli nedenlerle facianın boyutunu hem kendi halkından hem de dünya kamuoyundan saklıyor. Rusya kazayla ilgili bazı santral yöneticilerini yargıladığını söylese de bu çok sınırlı bir yargılamaydı. Muhtemelen kamuoyunun tepkisini azaltmaya yönelik bir hamleydi.

Kaza sonrası oluşan hastalıklar sonucu ölen insanların ya da doğrudan ölen kişilerin resmi kaydı Sovyet hükümeti tarafından tutulmadı. Çernobil’de gerçekte kaç kişinin öldüğünü hiç kimse bilmiyor. 1987 yılında hazırlanan Rusya resmi kayıtlarına göre Çernobil’de sadece 31 kişi öldü. Bölge nüfusu göz önüne alınınca gerçek rakamların bunun 3000 katı olduğu söyleniyor yani 90.000 civarında…

Facia Sonrasında Neler Yaşandı?

Nükleer Santralde gerçekleşen patlama sonrasında toplam 2600 kilometrelik bir alan yasaklı ilan edildi. Net olarak sayısı bilinmese de 200 bin civarında vatandaş bölgeden tahliye edildi. Günümüzde bu hala bu insanların bölgeye dönmesine izin verilmiyor. Bölge dünyada hayalet bölge olarak biliniyor ve hiç kimse yaşamıyor.

Patlama sonrasında bölgeye 600.000 kadar vatandaş gönderildi. Bu vatandaşlara gölgeyle ilgili çeşitli görevler verildi. Bu görevler arasında nükleer kalıntıları çeşitli yöntemlerle ortadan kaldırmak, yangıların söndürmek sayılabilir. Tabi ki bu çalışan insanlar bölgede çok fazla radyasyona maruz kaldılar. Bunun sonuçları yine resmi olarak açıklanmasa da bu insanların bir kısmının kısa bir süre içerisinde hayatını kaybettiği hayatta kalanlarınsa sağlıklı bir yaşam sürmedikleri söylenebilir. Dünya Sağlık Örtüğü (WHO) sadece 2005 yılında Çernobil’deki bu facianın etkisinden dolayı 4000 civarında ölüm yaşandığını aktarıyor.

Felaket sonrasında 100’den fazla radyoaktif elementin atmosfere saçıldığı ve bunların etrafa yayıldığı söylenmektedir. Bu elementlerden bazıları kısa ömürlü olsa da bazıları 10’larca yıllık ömre sahiplerdi. Bunların bitkiler, hayvanlar ve insanlar üzerinde korkunç etkilerinin olduğu kesin. Türkiye’nin Karadeniz kıyı kesiminin bu sızıntılardan etkilendiği biliniyor.

Chernobyl – Çernobil (2019), gerçekte yaşananlara bağlı kalarak yaşanan olayları birebir aktarmaya çalışan bir yapım. Kaliteli bir dizi arayışınız varsa bu yapımı kaçırmamanızı öneririm. Ancak lütfen tarih öğrenmek için bu diziyi seyretmeyin. Tarih dizilerden öğrenilmez; diziler tarih öğretmez. Diziler sadece senaristlerin olayı nasıl gördüğünü aktarırlar. Bu yazdıklarımı bir eleştiri olarak görmek doğru değil. Bunlar durum bir tespiti. Bu arada Rusya’nın diziden rahatsızlık duyduğu ve alternatif bir Chernobyl – Çernobil dizi çekeceği söylenmektedir. Eğer çekilirse o dizinin Rusya resmi görüşünü yansıtacağı açık.

Sonuç olarak Chernobyl – Çernobil (2019), kaliteli bir yapım. Olayları gerçeğe uygun ve birebir aktarmaya çalışıyor. Dizide anlatılanların Rusya resmi kayıtlarından çok daha gerçekçi olduğu kesin.

Prison Break - Büyük Kaçış

Dizi, final bölümünde Sara’yı hapisten kaçırmaya çalışırken ölen Michael’ın yaşadığının ortaya çıkmasını sonucunda gelmiş geçmiş en büyük kaçış planını yapmak üzere Sara, Lincoln ve ekibin bir araya gelmesinde yaşanan olayları mercek altına alacak

The Walking Dead - Yürüyen Ölüler

Polis memuru Rick Grimes gözlerini bir hastane odasında açar. Fakat gözlerini açtığı dünya artık hatırladığı eski dünya değildir. Bir zombi salgını bütün dünyaya yayılmış durumdadır ancak onun tek istediği ailesini bulmaktır. Rick Grimes ve bir grup insanın hayatta kalma hikâyesi..

American Horror Story

Harmonlar ilk bakışta mükemmel bir Amerikan ailesi gibi görünse de görünüm yanıltıcı olabilir... Eskiden bir çellist Vivien, kısa bir süre önce yaptığı düşük ve ardından eşinin ihaneti sonrasında ciddi bir ruhsal çöküntü içerisindedir. Bir psikiyatrist olan Ben, aslında sevgi dolu bir baba ve eş olsa da Vivien düşük yaptıktan sonra ondan tamamen uzaklaşınca, kaldığı boşlukta onu aldatmaktan kaçamamıştır. Vivien ve Ben'in genç kızları Violet ise babasının yalancı, annesinin de zayıf olduğunu düşünen bir lise öğrencisidir.

Harmonlar tüm yaşananlardan sonra geçmişi ve kötü hatıraları geride bırakarak yeni bir başlangıç yapmak için Boston'dan Los Angeles'a taşınmaya karar verirler. Yeni evleri 1920'lerden kalma görkemli bir malikanedir. Başlangıçta gerçek olamayacak kadar iyi görünen bu evin aslında uğursuz bir geçmişi vardır. Evin gerçeğini öğrenseler de bu onları oraya taşınmaktan vazgeçirmez.

Son dönemin en hit korku serisi American Horror Story‘nin 3. sezonunun başlığı g Coven (Cadılar Meclisi) olarak belirlendi. Bildiğiniz üzere ilk sezonun başlığı olarak Murder House (Cinayet Evi); ikinci sezonun başlığı olarak ise Asylum (Akıl Hastanesi) seçilmişti. Bu başlıklar şunun için çok önemli: O sezonun hangi korku ögesi ile alakalı olduğunu ortaya koyuyor.

Sıfır Bir – Bir Zamanlar Adana'da

Sıfır Bir – Bir Zamanlar Adana’da, aşina olduğumuz suç dizilerinden hayli farklı bir yapıya sahip. Alışık olduğumuz üzere Sıfır Bir sadece bir intikam hikâyesini, bir hırsızlığı ya da bir katliamı anlatmıyor; aslında her sahnesinde daha derine, sosyokültürel bir arka plana göndermelerde bulunuyor. 20’li yaşlarda üç delikanlının; Savaş, Cio ve Özgür’ün, kadim dostları Cihat Sarsılmaz ve Anafor’la beraber kendilerini ortalarında buldukları düzen, zamanla onların değişmez kara bahtı oluyor. Hürriyet Mahallesi’nde fuhuş, uyuşturucu satışı yapanlara karşı mücadele yine aynı mahallenin gençleri tarafından sonuna kadar veriliyor. Zaman kavramının kaybolduğu bu hikâyede mahallenin kendi kuralları vardır ve bu kurallar, cezaların yetersiz kaldığı her an devreye girmeye mecburdur. Savaş ve ekibi, mecburdur. Başka çareleri yoktur. Onlara başka çare bırakılmamıştır…Sıfır Bir sadece sıradan bir suç hikâyesini değil; ülkemizin, hatta dünyanın yoksul kesimlerinin gerçeğini anlatıyor. Evrenseli, yerel üzerinden yakalamayı başarıyor. Tıpkı dizinin yaratıcılarının Adanalı öncüleri Yaşar Kemal’in İnce Memed’le tüm dünyayı fethettiği ya da Yılmaz Güney’in, filmleriyle, bir kesime değil, tüm dünyaya seslendiği gibi. Adana’nın en yoksul mahallelerinden biri olan Hürriyet Mahallesi’ndeki her bir başkaldıran, maalesef bir o kadar suçlu ama iyi ki bir o kadar da insan

Peaky Blinders

Birinci Dünya Savaşı’ndan yeni çıkmış İngiltere’yi, yasadışı faaliyet gösteren çeşitli çeteler sarmıştır. Bunlardan biri de soygunculuk ve at yarışıyla para kazanan Peaky Blinders’dır. Polislere rüşvet yedirerek paçayı kurtaran çete, bir soygunda yanlışlık yapınca, başlarına bela olacak yeni bir müfettişin şehre gelmesine vesile olurlar.

Riverdale

Küçük bir kasabada yaşayan sürrealist gençlerin hayatını anlatacaktır. Dışarıdan sakin ve şirin bir kasaba gibi gözüken Riverdale’in iç yüzü oldukça karanlık ve tuhaftır. Bu kasabada yaşananlar dışarıdan gelenler için garip olarak adlandırılabilir ancak içeride yaşayanlar için oldukça sıradandır.

The Flash

Geçmişinde büyük bir trajedi yaşamış Barry Allen, Central City Polis Birimi’nde çalışan ve suçluların arkalarında bıraktıkları ipuçlarını toplayan bir adli laboratuvar asistanıdır. Talihsiz bir yıldırım kazası yaşamasının ardından süper hız gücüne sahip olan Barry, Flash kimliğine bürünür ve kötü adamları adalete teslim etmeyi kendine görev edinir!

The Handmaid's

Dizide, bir terör saldırısı sonucu ABD hükümeti devrilmiş, başkan ve kongre üyeleri öldürülmüş, yönetime radikal bir grup tarafından el konulmuştur. Kadınların haklarının elinden alındığı bu dönemde bulaşıcı ve cinsel hastalıklar yüzünden doğurganlık önemli oranda azalmıştır. Offred (Elisabeth Moss) o dönemde doğurgan olarak kalabilen nadir kadınlardan biridir ve komutan Fred Waterford'un (Joseph Fiennes) evinde çalışmaktadır. Kocası ve kızı ile Kanada'ya kaçmaya çalışırken kocasını kaybetmiş, kızı elinden alınmıştır. Kendisi ise yüksek rütbeli komutanlara çocuk doğurması için verilmiştir. Offred bu baskıcı rejim altında hem hayatta kalmaya çalışacak hem de elinden alınan kızını arayacaktır. Strahovski ise dizide komutan Fred Waterford'un eşi "Serena" karakterini canlandıracaktır

Margaret Atwood’un aynı adlı romanından uyarlanan, başrolde Elisabeth Moss’un yer aldığı Emmy ve Altın Küre ödüllü The Handmaid’s Tale’in 3. sezonundan yeni fragman yayınlandı. The Handmaid’s Tale 3. sezon, 5 Haziran’da başlayacak.

Margaret Atwood’un aynı adlı romanından uyarlanan Emmy ve Altın Küre ödüllü The Handmaid’s Tale; “Gilead” isminde, kadın haklarının var olmadığı bir distopyayı oldukça çarpıcı, kimi zaman korkutucu bir üslupla izleyiciye aktaran ilk sezonuyla dizi dünyasına damga vurdu. İlk sezonunda bu distopyayı bizlere aktaran dizi, ana karakterimiz June’un yaşadığı ortamı ve kölesi olduğu bu sistemden bir kaçış yolu arama mücadelesini gözler önüne sermişti.

Dizinin 2. sezon başlangıcında ise June’un, kısmen de olsa bu kaçış planını gerçekleştirdiğini gördük. Fakat dizi, Gilead rejiminden kaçmanın bu kadar kolay olmayacağını 2. sezonda izleyicisine kanıtladı. Özellikle kadınlara uygulanan psikolojik ve fiziksel şiddetin ilk sezona göre daha fazla etkisini hissettirip bu rejimin arka planını izleyiciye göstermeyi ihmal etmedi. Bununla beraber hamile olan June’un, çocuğunu özgür bir dünyada doğurmak için neleri göze aldığını ve Gilead’dan önceki yaşamında nasıl bir insan olduğunu da anlattı.

İzleyiciler olarak tam da June için bir çıkış yolu olmadığını düşündüğümüz an, Gilead’da başlayan direnişin ufak esintilerini gördük. Dizi, izleyiciyi gerim gerim geren sahneleri ve şok edici sürprizleriyle 2. sezonu noktaladı. June’un, Gilead’da kalıp bu rejimi kökünden bitirmek istemeye ant içmesi yeni sezonun ana öyküsünü oluşturacak. Hazır olun, direniş başlıyor!

Dizinin 3. sezonu, June ve arkadaşlarının özgürlük mücadelesine diğer sezonlara göre daha yakından bakacak. İntikam ateşiyle yanıp tutuşan June’un, Gilead’a karşı duyduğu nefreti kusmasına fırsat verecek. Kadınların seslerini yükseltip her türlü zorluğa göğüs germelerini derinlemesine inceleyecek. Diğer bir yandan Gilead rejiminin yaratılmasında öncü olan Serena Joy’un; sistem içindeki konumunu, otoritesinin iyiden iyiye sarsılmasını ve “ben ne yapmışım” misali yaşadığı pişmanlığı da izleyiciye hissettirecek.

Elisabeth Moss, Joseph Fiennes, Yvonne Strahovski, Madeline Brewer, Ann Dowd, O. T. Fagbenle, Max Minghella, Samira Wiley‘in oyuncu kadrosunda yer aldığı dizinin 3. sezonu, 5 Haziran‘da Hulu’da başlıyor. Christopher Meloni ve Elizabeth Reaser‘ın oyuncu kadrosuna dâhil olduğu dizinin 3. sezon fragmanını buradan izleyebilirsiniz.

The Pier - El embarcadero

Kocası Oscar'ın intiharıyla sarsılan mimar Alexandra ölümün ardından kocasının Veronica isminde başka bir kadınla ilişkisi olduğunu, hatta çocuk yaptıklarını keşfeder. Bunun üzerine sahte bir isimle Veronica'ya yaklaşıp arkadaş olarak kocasının ikili hayatının gizemini çözmeye karar verir ve bir soruya cevap arar: O gece Oscar neden intihar etti?

Diriliş Ertuğrul

13. Yüzyıl… Dünya yeni kudretini arıyordu. Ve Anadolu, emperyallerin kavgaya tutuştuğu bir diyardı. 1071’de Türklerin girdiği bu topraklara şimdi, Haçlılar ve Moğollar da ortak olmak istiyordu. Akdeniz, Karadeniz, Balkanlar, Kafkasya ve Mezopotamya yeni sahibini arıyordu. İşte bu yangın yerinde, bizim hikayemizin kahramanı Ertuğrul da, 400 çadırlık obasına bir yurt arıyordu. Yıllardır yersiz ve yurtsuz kalan Kayılar, Ertuğrul’dan acılarına, çilelerine ve yolculuklarına son verecek bir yurt istiyordu. Ertuğrul, göğü çadır, yeri yatak eyleyerek zor bir mücadeleye talip oldu. Tapınak Şövalyeleri ve vahşi Moğollar onun en büyük düşmanlarıydı. Ertuğrul, ümitlerin tükendiği bir çağda nice zorluğa göğüs gererek, azmi ve sabrı sayesinde düşmanlarını yendi ve Kayı boyuna bir yurt verdi. Bu yurtta üç kıtada altı asır hüküm sürecek olan dünyanın en ihtişamlı devleti Osmanlı İmparatorluğu kuruldu. Bu muhteşem devletin sırrı da kahramanımız Ertuğrul’un hikayesinde gizliydi. Ertuğrul’un, İbn-i Arabi’den aldığı bu sır, onu adım adım hayallerine taşıdı. Ertuğrul, hayallerine giderken aslında dünyaya yeni bir medeniyet armağan etti. Temellerini attığı devlet, dünyanın kaderini değiştirdi. Biz de dünyanın kaderini değiştiren adamın destansı hikayesine, boyun eğmeyen karakterine, büyüleyici aşkına ve tüm insanlığa yetecek adalet duygusuna şahitlik edeceğiz. Diriliş “Ertuğrul” aynı zamanda bugünün hikayesi…

Çukur

Aras ve ailesinin yaşadığı mahallede yaşanan çatışma sonrası büyük bir travma yaşanır. Aras, ailesini bu tehlikeli ortamdan başka bir yere götürmek isterken babası ona karşı çıkacaktır. Aras ise kaderini çizmek için müziğe dört elle sarılır ve ailesini terk eder. Bu macerada yoluna Sena çıkacaktır. Sena, eski bir polisin kızı olup anne ve kız kardeşini öldürmekle suçlanmış evi terk etmiş bir kadındır. Kaderleri kesişen bu iki insanın yaşayacağı tutkulu aşk ise hayatlarını değiştirecektir. Ailesinden gelen kötü bir haberle Aras kendini ailesinin yanında bulur. Bu aşkın bir telefon ile alt üst olacağını kim bilebilirdi ki.

La casa de papel

Profesör lakabıyla bilinen gizemli bir adam yüzyılın en büyük soygununu yapmaya karar verir. Profesör ince eleyip sık dokuyarak ülkenin dört bir yanından kendi alanlarında ünlü kişilerden oluşan bir ekip toplar. Kusursuz bir plan için beş ay yeterlidir. Bu beş ayı eve kapanarak, her ihtimali ölçerek, tartarak, planlayarak ve ek planlar yaparak geçirirler. Süre dolduğunda ise ellerinde kusursuza yakın bir plan vardır. Ancak unuttukları bir şey vardır, bir soygunun başarıya ulaşması için kusursuza yakın bir plan kadar ekip de kusursuz olmalıdır.

American Gods - Amerikan Tanrıları

Neil Gaiman’ın 2001 yılında yayımlanan aynı isimli romanından uyarlanan American Gods’ın senaryosunu Bryan Fuller ile Gaiman birlikte kaleme alıyor. Starz kanalında 2017’nin ilk aylarında izleyiciyle buluşacak olan dizi, gizemli ve sırlarla dolu bir geçmişe sahip olan Shadow’un hikayesini ele alıyor. American Gods, mitolojinin eski Tanrıları ile modern dünyanın teknoloji, uyuşturucu, aç gözlülük ve ünlü kişilere tapması sonucu doğan Tanrıların giderek kızışan anlaşmazlıklarının öyküsünü anlatıyor… Geçmişte birtakım kirli işlere bulaşmış olan Shadow, cezasını tamamlamak üzeredir. Artık tek istediği, eşi Laura’yla birlikte sessiz sakin bir yaşam sürmek ve beladan mümkün mertebe uzak durmaktır. Ta ki, eşinin korkunç bir kazada hayatını kaybettiğini öğrenene kadar. Cenazeye gitmek üzere bindiği uçakta bir adamla tanışır. İsminin çarşamba olduğunu söyleyen bu düzgün giyimli, yaşlı adam, Shadow hakkında hiç kimsenin, hatta kendisinin bile bilmediği şeyler anlatır ve onu yaklaşan fırtınaya karşı uyarır. Bundan böyle artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır, çünkü günlük hayatın o sakin yüzeyinin altında, Amerika’nın ruhunu ele geçirmek için büyük bir savaş kopmak üzeredir.

Gotham

DC Comics’in ünlü kahramanı Batman’in şehri olarak bildiğimiz Gotham’ın, Batman'den öncesini anlatacak dizi; Polis Departmanı’nda çalışan James Gordon’ı merkezine alacak. Bruce’un Batman’e dönüşme yolculuğuna eşlik edecek Gordon, şehirdeki pek çok kötü adamla da mücadele edecek. Ayrıca Penguen, Kedi Kadın, Bilmececi ve Zehirli Sarmaşık gibi Batman evreninin birçok ünlü karakteri; gençlik halleriyle Gotham’da arz-ı endam edecek!

This Is Us

'The Neighbors' ve 'Galavant' dizilerinin yaratıcısı Dan Fogelman tarafından oluşturulan 'This Is Us' NBC kanalının yaklaşan drama dizilerinden biridir. Hayat sürprizlerle doludur!.. Dizide, aynı gün doğan ve yolları birbirleri ile kesişen Rebecca (Moore) ve Jack (Ventimiglia), Pittsburgh'da üçüz çocuk bekleyen evli bir çift, bekar ve yaşam tarzından sıkılmış yakışıklı aktör Kevin'ın (Hartley) duygusal ve kışkırtıcı hikayesine değinilecektir.